Palawan Adası, Filipinler

Cennet, böyle bir yer olsa gerek…

2007 yılında, National Geographic Traveler dergisi tarafından, Doğu ve Güneydoğu Asya’nın en çekici adası seçilen Palawan adası, “olağanüstü güzellikte kara ve deniz manzarasına sahip, biyoçeşitlilik bakımından varsıl bir ada” olarak tanıtılmış.

Malapascua adasından, Cebu Adası’ na tekne ile geçtikten sonra, Cebu Havaalanı’ na vardık. Oradan da Palawan’ a gitmek üzere iç hatlar uçuş terminaline gittik. Bavullarımızı bagaja verdikten sonra uçağımızı beklemeye koyulduk. İnternetten araştırdığımız üzere, Palawan uçuşlarının sürekli rötar yaptığını biliyorduk. Gerçekten de uçuş bilgimizi doğruladı ve 1 saat sonra uçağa binebildik.

Palawan’ a, Air Swift’ in, ATR 42-600 model uçağıyla gittik. 48 kişi yolcu kapasitesi olan bu minik uçak, dış görünüşü itibarıyla insana pek güzen vermiyor olsa da bizi sağ salim Palawan adasına götürdü. Ancak yolda muson fırtınası ve yağmuruna denk geldiğimiz için ik etapta iniş yapamadı ancak ikinci turda inebildi.

Bize oldukça heyecanlı anlar yaşattıktan sonra yağmurlu, Palawan Adası’ na vardık.

Palawan’ daki havaalanı minicik, bahçe içinde bir yer. Uçaktan indikten sonra otelin shuttle bizi aldı ve El Nido’ da konaklayacağımız otel olan Ipil Suites’ e götürdü. Biz vardığımızda hava kararmıştı. Hemen bavulları otele bırakıp, yiyecek bir şeyler bakınmaya çıktık.

Palawan, Malapascua’ ya nazaran son derece populer bir tatil beldesi. Hatta Filipinler’ in en popüler adası diyebiliriz.

Bizim kaldığımız otel, El Nido tarafında ve oranın muhteşem koyuna bakan kısımdaydı. Sahile doğru yürüyüp de deniz kenarına inince gördük ki, plaj kısmı akşam olunca eğlence mekanları ve barlara mesken oluyormuş. Tabii bunda, akşam vakti denizin çekilmesi de çok büyük etken. Gelgit yüzünden deniz çekilince, ortaya kocaman bir sahil çıkıyor. Tabii akşam akşam, aç karnına biz bunları fark etmemiştik. Çok aç olduğumuz için o an algıları kapatmıştık. Sahilde dolanırkenki mavili bir Yunan Restaurant’ ı bulup, girdik. Yunan mezeleri ve balığımızı yedikten sonra kendimize geldik. İşte, ondan sonra fark ettik sahili ve gelgiti :).

Yemekten sonra El Nido sahilini keşfe çıktık. Tüm mekanlar, masaları sandalyeleri plaja çıkarmış ve insanlar buralarda yiyip, içip eğleniyorlar. Yemek saati, sahil inanılmaz kalabalık. Biz de mekanlardan birine oturup, bir kaç bira içtikten sonra otelimize gidip yattık. Ertesi gün Island Hopping yani ada gezisi yapacağız.

Muhteşem Island Hopping’ den önce birazcık Palawan adasından bahsedelim.

2007 yılında, National Geographic Traveler dergisi tarafından, Doğu ve Güneydoğu Asya’nın en çekici adası seçilen Palawan adası, “olağanüstü güzellikte kara ve deniz manzarasına sahip, biyoçeşitlilik bakımından varsıl bir ada” olarak tanıtılmış.

Gelişmişlik düzeyi bakımından geride kalan ada; geniş alana yayılan vahşi yaşamı, doğayla iç içe bulunan dağları ve beyaz kumsallarının haricinde oldukça zengin  biyoçeşitliliği ile de her yıl çok sayıda turisti ağırlıyor. Acerodon leucotis – Palawan meyve yarasası, Amblonyx cinerea cinerea – Palawan su samuru, Arctictis binturong whitei – Palawan binturongu, Chiropodomys calamianensis – Palawan kalem kuyruklu ağaç faresi, Crocidura palawanensis – Palawan sivri faresi, Hylopetes nigripes – Palawan uçar sincabı, Hystrix pumila – Palawan oklu kirpisi, Manis culionensis – Palawan pangolini ya da Filipin pangolini, Megophrys ligayae – Palawan boynuzlu kurbağası, Mydaus marchei – Palawan kokar porsuğu, Palawanomys furvus – Palawan dağ sıçanı, Draco palawanensis – Palawan uçar kertenkelesi vs. bu biyoçeşitliliğe sadece bir kaç örnek.

Yaklaşık 450 km uzunluğunda ve neredeyse 50 km genişliğinde olan Palawan Adası’ nın en güzel ve turistik bölgesi ise El Nido kasabası. Yalnız şunu belirtmekte fayda var, adanın en güzel kısmı sahili ve diğer adaları. İç tarafta ise oldukça dar sokaklar ve bu sokakları istila eden, insanları egzos dumanına boğan motosikletler var 🙁

Eveet, adadan bi’ lokmacık bahsettikten sonra gelelim Island Hopping’ e. Sabah uyanıp da kahvaltı etmeden önce resepsiyona gidip Island Hopping için ne zaman yola çıkacağımızı sorduk. Resepsiyondaki görevli bayan da, muson fırtınaları başladı, çok rüzgar ve dalga var, o yüzden tüm etkinlikler iptal oldu, dedi. Tabii bunu duyunca bizim moraller sıfır. Asık suratlarla kahvaltıya oturduk ama bir yandan da başka hangi aktivitelere katılabileceğimize bakıyoruz. Görüyoruz ki Island Hopping ve dalış haricinde pek bir numara yok. Bir de zipline var ama o yarım günlük bir şey. Hem plan yapıyoruz hem de ara ara resepsiyonu yokluyoruz. Sonunda ısrarımıza dayanamayıp tekrar sahil güvenliği aradılar ve gezilere izin verildiğini öğrendiler.

Havanın düzeldiğini öğrenen biz hemen sırt çantalarımızı alıp yola çıktık. Gezi teknesi otele çok yakın olan koydan kalkıyor. Sabahları deniz yükseldiği için bizi kıytırık kanolarla tekneye taşıdılar. Tekneler, örümcek tarzında, kenarlarında çıkıntıları olan, altları sığ ve dar tekneler. Anlayacağınız pek konforlu değiller. Fakat bu gezi sırasında öğrendik ki çok lüks ve güzel tekneler de var 🙂

Island Hopping için 4 – 5 farklı rota var. Hepsini listelemişler. Bizi A ve B  rotasını harmanladık. Teknede sadece bizim ekip olduğu için kimse itiraz etmedi ve biz, güzel plajları olan ve rüzgara nispeten kapalı olan adaları tercih ettik.

Daha öncesinde Phuket ve diğer adaları gören ben, Palawan bölgesindeki adaları görünce hayran kaldım. İlk olarak Seven Commandos Island’ a gidiyoruz. Kireçtaşı kayalıklarının tuz ve rüzgardan dolayı yıpranıp şekillenen, yüksek kayalıklarının eteklerindeki muhteşem beyaz kum, tüm bu minik adaları muhteşem kılıyor. Önceki ismi İpil (apple) Island olan bu adaya, 7 tane komandonun olduğu bir gemi, fırtınada kontrolü kaybederek sürüklenmiş ve kayalıklara çarparak parçalanmış. Ancak ölen kimse olmamış. Bu olayın ardından adanın ismi Seven Commandos Island olmuş.

Seven Commandos Island’ da kahve içip bir şeyler atıştırmak için minik bir büfe var. Bir de sahildeki kocaman ağacık üzerine kurulmuş bir salıncak. Salıncağı görüp de dayanamayan bir teker teker binip, çok eğlendik. Adeta uçar gibi sallandığımız salıncaktan ayrılmak zor oldu. Yaklaşık yarım saat vakit geçirdikten sonra Big Lagoon’ a doğru gidiyoruz.

Big Lagoon, en popüler yerlerden biri çünkü kireçtaşı kayalıkları bir göl oluşturacak şekilde denizden yukarı yükselmiş ve kıyısında inci gibi beyaz kumuyla, masmavi bir denizi barındırıyor. Lagün böyle güzel olunca ziyaretçisi de bol oluyor tabii. O yüzden çok kalabalık olmadan önce Big Lagoon’ u görelim dedik. İyi ki de öyle yapmışız.

Lagünün iç kısmı o kadar güzel ki insanı adeta büyülüyor. İnternet arama motorlarına Palawan yazdığınızda, göreceğiniz fotoğraf ve videoların büyük çoğunluğu emin olun Big Lagoon’ da çekilmiştir. Bu muhteşem yerde biraz vakit geçirip deniz girmek istediğimiz için mola verdik. Hepimiz suya atlayıp muhteşem denizin ve lagünün keyfini çıkardık. Öncesinde Bali ve Phuket’ e de gitmiştim ancak Palawan hepsinden çok çok daha güzelmiş 🙂

Biz daha Big Lagoon’ a doyamadan tur rehberimiz, habire gidelim gidelim diye tutturdu. Daha gezecek çok yer var diye bize topladı hemen. Biz lagünün içine girdiğimizde, ortalık oldukça sakinken çıkarken sıra beklemek zorunda kaldık. Lagün girişi dar olduğu için tekneler bir birini beklemek zorunda kalıyor. Su da sığ olduğu için arada bir tekneler kuma oturuyor. Tabii bunda denizin de çekiliyor olmasının etkisi var.

Big Lagoon’ dan sonra sıra geldi Small Lagoon’ a ancak biz büyüğünü gördükten sonra küçüğüne gerek yok dedik ve yolu Secret Lagoon’ a çevirdik. Tekne kıyıya demirledikten sonra buranın muhteşem denizinde yüzüp adada hindistan cevizi suyu içtik. Diğer tropik ülkelerde olduğu gibi Palawan’ da da çok fazla hindistan cevizi ağacı var. O yüzden de her yerde Coco (hindistan cevizi) bulmak mümkün. Yalnız adadaki Coco’ lar bizim marketlerde gördüklerimiz gibi küçük ve kahverengi değil. Kocaman ve yeşil renkli. İçi suyla dolu ve çeperi incecik hindistan ceviziyle kaplı. Önce pala ile üst kısmını kesip bir pipet vasıtasıyla suyunu içiyorsunuz. Sonra da o kocaman Coco’ yu ikiye böldürüp içini kaşıkla sıyırarak yiyiyorsunuz. Tadı muhteşem ve çok da sağlıklı. Adada Coco yemeğe doyamadık 🙂

Biz deniz ve Coco’ larla oyalanırken bizim öğle yemekleri de hazırlandı. Hemen adaya bir masa kuruldu. Balık, karides, pilav, kek vs. derken oldukça zengin bir masa donatıldı. Biz önce keke sonra da karideslere hücum ettik. İki tane kocaman balık ise kaldı ve yenmedi. Sıcak denizlerin balıkları lezzetli olmadığı için kimse balığı tercih etmedi. Tekir, barbun, istavrit ve hamsiye alışmış Türk insanını bu kocaman tatsız balıklar kesmiyor 🙂

Yemeğimizi yiyip denize de girdikten sonra bu sefer Snake Island’ a doğru yola koyulduk.

Bacuit Körfezi‘nin kuytularında yer alan snake island’ ın, yani yılan adasının aslında yılan ile hiç alakası yok. Sahil üzerindeki kum çıkıntısı, yılanı andırdığı için bu ismi almış. Yerel halk, buraya, yılan adası yerine Vigan Adası diyor. Sahildeki bu kum tepesi, Vigan Adası‘ nı Palawan’ a bağlıyor. Snake Island, İztuzu plajını görenlere çok aşina gelecektir. Ancak burası daha temiz ve doğası muhteşem. Muğla ilinin Ortaca ilçesine bağlı olan Dalyan beldesi yakınlarında bulunan 4,5 km uzunluğa sahip olan İztuzu plajı, deniz suyu ile tatlı su arasında bulunan ender plajlardan biri. Snake Island da tatlı su olayı yok, okyanusun içinde bir kum çıkıntısı. Bu adanın bir başka özelliği ise kaju ağaçlarının burada çokca olması. Rehber bize çok var dedi ama ben bir tane bile göremedim L Sonrasında marketten almaya kalktığımızda da fiyatlarının çok yüksek olduğunu farkettim. Türkiye’ de kaju hem daha ucuz hem de daha lezzetli.

Snake Island’ a çıkıp, yukarıdan okyanuz manzarasını seyre koyulduk. Sonra da kum çıkıntısı üzerinde yer alan kafeye gidip birer Coco  içtik. Ardından da tekneye doluşup yeni bir adaya doğru yol aldık.

Bir sonraki yerin adını hatırlamıyorum ancak sahilde minik bir mağara girişi var. İsmi Cudugnon Cave. Mağara dediklerine bakmayın, yarım metre yüksekliği olan bir girişten sürünerek içeri giriyorsunuz ve karşınıza minik ancak yüksek bir boşluk çıkıyor. Herkes hevesle içeri giriyor ancak mağaradan ziyade bir oda gibi.

Cudugnon Cave’ in haricinde bir başka ilginç olan şey ise Matinloc Shrine. Matinloc Tapınağı, Matinloc Adası’ nın batı kıyısındaki yükselen karstik kayalıkların eteklerinde saklanmış eski bir tapınak. Yerel halk oraya, Matinloc Meryem Ana Tapınağı diyor. 1982 yılında inşa edilmiş olan bu tapınağın iştir (ana binası boş ve terkedilmiş. Ancak turistlerin hala ilgisini çekiyor olacak ki, ziyaret edeneler var. Bir kısım insan burayı manevi ve kutsal bir yer olarak görürken çoğu kişi de gezmek, fotoğraf çekmek veya manzarası için buraya geliyor.

Gezdiğimiz tüm adaları size tek tek anlatmayacağım. Ancak olur da siz de Island Hopping yapmak isterseniz, tur teknelerinden yardım alabilirsiniz. Biz sadece ahşap, örümcek şeklinde olan tekneler var sanıyorduk. Meğerse katamaran ve sürat motoru olan, daha lüks tekneler de varmış. Aklınızın bir kenarında bulunsun 😉 

Island Hopping’ den sonra otelimize dönüp duşumuzu aldık ve sonra tekrar yemek yemek için dışarı çıktık. Bu sefer yemeğimizi L’Assiette Bar & Restaurant isminde bir yerde yedik. L’Assiette diğer mekanlara nazaran biraz şık ve pahalı. Ancak yemekleri ve şarapları oldukça güzel. Yemek yenilecek mekanlar arasına ekleyebilirsiniz.

L’Assiette’ te yemeğimizi de yedikten sonra biraz turalayıp sonra otele döndük. Ertesi gün dalışa gidiyoruz.

Dalış hocamız sevgili Mehmet Emre, bizim için Submariner Diving Center’ dan bir günlük dalış organize etmişti. Biz de bir gün öncesinden gidip formlarımızı doldurup, ön hazırlığımızı yaptık.

Ertesi sabah malzemelerimizi alıp Submariner Diving Center’ a gittik. Hep birlikte tekneye binip, ilk dalış noktamız olan Miniloc Adası’ na gittik. Yolda bizi hafif bir yağmur yakaladı ama çok uzun sürmedi. Muson yağmurları ve fırtınalarının başladığı döneme denk geldiğimiz için deniz oldukça dalgalıydı. Her şeye rağmen kuşanıp, dalış brifingimizi de aldıktan sonra dalışa başladık.

El Nido’ nun su altı faunası, Malapascua adasına nazaran çok farklı. El Nido’ da 3 dalış yaptık, her biri aşağı yukarı 60 dakika sürdü. En fazla 30 metrelere indik ve çoğunlukla balık sürüleri gördük. Üç dalışın üçü de mükemmeldi. Milyonlarca balığın arasına dalıp onlarla yüzmek, ormandaki bitki örtüsünü andıran mercanların üzerinden süzülmek, son derece keyifliydi. Tek bir sorun vardı o da görüş çok zayıftı. Su o kadar bulanıktı ki, 10 metre ileriyi zor görebiliyordunuz. Suyun bulanık olmasının sebebi ise planktonlar. Milyarlarca plankton suyun görüşünü çok çok düşürüyor. Ona rağmen Submariner Diving Center sayesinde çok keyifli 3 dalış yaptık.

Dalışın ardından kıyıya dönüp keyif biralarımızı içtik. O sırada da Submariner Diving Center’ da çalışan Bodrum’ lu bir Türk kardeşle tanıştık. 2 yıldır orada dalış eğitmenliği ve liderliği yapıyormuş.

Sonrasında da otele dönüp, duş ardından yine yemek faslı 🙂

Bu sefer ki mekan Happiness Beach Bar. Bence adanın en güzel dekore edilmiş mekanı, Happiness Beach Bar çünkü bar sandalyesi yok, onun yerine salıncak var. Barın önünde salıncaklar dizili, hem sallanıp hem de içiyorsunuz. İnanılmaz eğlenceli bir yer. Happiness Beach Bar, Lübnan restaurantı, falafel, humus vs gibi yemekler var. Ben o tarz sevmediğim için ton balıklı salata yemekle yetindim. Ton balıklı salata bir şeye benzemiyordu ancak oranın lokal birası Boodmo çok şahaneydi. Boodmo haricinde çok güzel kokteyller de vardı tabii. Bir şeyler içmek için oldukça keyifli bir mekan.

Boodmo’ larımızı içtikten sonra bir de dondurma alıp otele döndük. Ertesi gün zipline ve şelale gezisi var 🙂

Ertesi sabah bir minibüs kiralayıp içine doluştuk ve Palawan Zipline Adventure Inc. İsimli mekana doğru yola çıktık. Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından şöför bizi bıraktı ve yukarı doğru yürümemiz tembih etti. Sonra da buluşacağımız yeri tarif edip gitti.

Minibüsten inen bizler, oldukça dik bir yokuşu nefes nefese tırmandıktan sonra Palawan Zipline Adventure Inc.’ e vardık. Zipline, Palawan Adası ile Depeldet Island arasına çekilmiş, çelik halatlardan ibaret. Yan yana duran iki tane çelik halat var, bu halatların diğer ucu, 1400 metre uzaklıktaki Depeldet Island’ da. Halatlar oldukça yüksekte olduğu için ilk başta insanı ürkütüyor. Biz de ilk başta ürküp vazgeçiyorduk ki “amaaaann, bir daha mı geleceğiz, binelim gitsin” dedik. Önce gidip ismimizi yazdırıp, parayı ödedik (500 PHP- tek gidiş), sonra da gerekli ekipmanları kuşandık. Hepimiz eşleşip, sırayla zipline’ den kaymaya başladık. Ancak ben kayarken şöyle bir sorun oldu. Ağırlığım az olduğu için zipline’ ın orta yerinde hızım azaldı ve denizin üzerinde asılı kaldım 🙂 Sonra oradan bir görevli, kendini elleriyle çekiştirerek beni almaya geldi. Aslında eldivenim olsaydı ben de yapabilirdim.

Havada asılı kalmışken ben de manzaranın tadını çıkardım azıcık.  Depeldet Island’ a vardıktan sonra sahil kısmına yürüyüp tekrar Palawan’ a geçmemiz gerekiyor. Çünkü şöför gelip bizi alacak. İki ada arasında, Depeldet Island Marine Sanctuary denen yer var. Burası da aynı Snake Island’ daki gibi bir kum çıkıntısı, iki adayı birbirine bağlıyor. Akşama doğru sular çekildiği için orası yürünecek duruma geliyor. Ancak biz sabah sabah, deniz yüksekken gittiğimiz için belimize kadar suya girmek zorunda kaldık. Sonra da arkasından bir yağmur başladı. Biraz dinlenip, üzerimizi değiştirmek için adanın kıyısındaki Las Cabanas Beach Resort isimli otele sığındık. İyi ki de öyle yapmışız çünkü Las Cabanas Beach Resort muhteşem bir yerdi. Cennet desem olur yani.

Hemen ıslak kıyafetleri çıkarıp (Filipinler’ de su geçirmeyen çantalar satılıyor. Yedek eşya taşımak için hepimiz birer tane almıştık. Filipinler’ de böyle şeyler taşımak şart) kurularını giydik sonra da Filipinler’ in lokal birası San Miguel söyledik.

Filipinler’ in meşhur birası, San Miguel. İki çeşidi var, biri Pale Pilsen diğeri ise Light. Yalnız Light adına aldanmayın, alkol oranı az değil, kalori oranı az 🙂

Las Cabanas Beach Resort’ da biralarımızı içip keyif yaptıktan sonra şöför kardeşle buluşmak için yola düştük ancak hiç kimsenin gidesi yoktu. Şöför abiyle buluştuktan sonra tekrar arabalara doluşup, şelalelerin olduğu trekking bölgesine doğru yola koyulduk.

Filipinlerde, görülecek, gezilecek, bir sürü şelale var. Bizim gittiğimiz adı Kuyawyaw Falls. Ancak oraya ulaşmak için yine epey bir tırmanmak zorunda kaldık. Kuyawyaw Falls, o rotadaki ilk şelale, sonrasında 2 tane daha var. Bizim arkadaşlar dayanamayıp, atladılar suya.

Arkadaşlar serinleyip de sudan çıkınca diğer şelaleye doğru tırmanışa geçtik. Kuyawyaw Falls’ a rehbersiz giriş yasak. İlla ki girişte rehber almak zorundasınız. Zaten almamışsanız oradan pek çıkma şansınız yok 🙂 Dağ taş tırmanıp, zor şartlar altında ikinci şelaleye de vardık nihayet. Bizden önce Japon kardeşler varmış oraya. 1 metre suda hepsi can yeleği giymiş vaziyette takılıyorlar. Bizimkileri düşünüyorum da, mümkün değil onları giymeleri. Can yeleğni bırakın, biz parmak arası terlikle tırmandık o yokuşu.

Tırmana tırmana üçüncü şelaleyi de gördük ve sonra geldi dönüş yoluna. Her tırmanışın bir inişi var hesabı. Ancak iniş tırmanmaktan daha zor. Habire ayağı kayıyor insanın. O yüzden aklınızda bulunsun, su geçirmeyen çantanızda bir tane de spor ayakkabı taşıyın 🙂

Tek parça halinde, bizi getiren aracın yanına vardığımızda, hepimizin yüzünde başarmış olmanın verdiği mutluluk vardı 🙂

Şelale gezisinden sonra yine otele gidiş, duş vs. ve yine dışarı çıkıyoruz. Bu sefer İtalyan Restaurant’ a gideceğiz. İsmi, Trattoria Altrove. Gittiğimizde önü inanılmaz kalabalıktı. Mecburen sıra bekledik. Trattoria Altrove, bir binanın ikinci katında. Yukarıya, dışardan merdivenlerle çıkılıyor ama yalın ayak. İçeriye ayakkabılarla girmek yasak. Ayrıca içerisi de çok karanlık. Bir sürü sıra bekle, sonra da yalın ayak, karanlıkta otur. Ben hiç sevmedim mekanı. Alt tarafı makarna yemek için o eziyeti çekmeye değimez. Zaten makarnaya da kuş kondurmuyorlar, sıradan bir makarna.

Trattoria Altrove yerine, Mezzanine El Nido tercih edilebilir bence. Hep şık hem de aydınlık bir yer.

Yemeğimizi de yedikten sonra, El Nido’ da son turlarımızı atmak için dolanmaya başladık. Su geçirmeyen çantalar hoşumuza gittiği için eşe dosta bir kaç tane hediye aldık 🙂

El Nido’ da barlara veya gece kulüplerine pek takılamadık çünkü genelde akşama doğru aşırı yorgun oluyorduk. El Nido’ nun keyfini çıkarabilmek için en az bir hafta ayırmak lazım buraya. Aksi takdirde çok yorucu oluyor.

Ertesi gün, Balina Köpekbalıkları ile dalmak için Cebu’ ya dönüp, oradan Oslob’ a gideceğiz. Oslob, Filipinler gezimizin son durağı olacak 🙁

Mehmet Berk arkadaşımızın yaptığı Island Hopping videosu izlemek için buraya , zipline videosu için buraya ve dalış videosu için de buraya tıklayabilirsiniz.

Malapascua yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.