Buenos Aires, Arjantin

Arjantin! Tangonun ülkesi

Buenos Aires, Atlantik Okyanusu kıyısında, Rio Parana ve Rio Uruguay nehirlerinin oluşturduğu huni biçimindeki Rio de la Plata adı verilen ağızda, Güney Amerika kıtasının doğusunda bulunan bir şehir.

1Üç arkadaş Mert, Tolga ve ben gezi öncesinde gezilecek, görülecek, yenilecek ve kalınacak yerler ile ilgili sıkı bir çalışma yaparaktan THY uçağına binip uçağa Sao Paulo’ ya gittik.333

Sao Paulo, THY’ nin en uzak rotası. Yolculuk 14 saat sürüyor. Yolculuğa üç tane film, uyku ve 4 öğün yemek sığdırabiliyorsunuz 🙂

Gezimizi Brezilya ve Arjantin olarak organize ettik. Fakat Brezilya kısmını Brezilya başlığı altında yazacağım. Önce Arjantin 🙂

İstanbul Sao Paulo arası 14 saat süren uçak yolculuğunun ardından Sao Paulo havaalanına vardık. Sao PauloSao Paulo’ ya vardığımızda gece idi. Bunu ön gördüğümüz için o gece için Sao Paulo’ da, otelde yer ayırtmıştık. Oradan da, Arjantin ve Brezilya sınırında yer alan Iguazu Şelalelerine gidebilmek için Parana’ ya geçmeye karar verdik. Sao Paulo’ dan Iguazu otobüs ile yaklaşık olarak 15 saat sürüyor. Biz o tarihte uçak bulamadığımız için otobüs ile gitmek durumunda kaldık.

4Otobüsler inanılmaz güzel. Koltuklar kocaman ve ayaklarınızı uzatabileceğiniz bir platform var koltuğun altında. Evdeki kanepede yatıyor gibi hissediyor insan kendini. Bu uzun otobüs yolculuğunda otobüsler çok rahat olduğu için hiç sıkıntı yaşamadık. Ekstradan da bir sürü yerden geçip değişik yol manzaraları gördük.5

Arjantin’ de ilk gideceğimiz yer Iguazu Şelaleleri.  Şelaleyi gezmek için Brezilya tarafında konaklayıp sabah erkenden otobüs ile Arjantin’ e geçmeye karar verdik.  Parana, Brezilya tarafında yer alıyor. Parana‘ da kaldığımız oteli booking.com‘ dan bulmuştuk. Otobüsten inip biraz yürüyünce otelimizi bulduk. Otelimiz çok şirin bir yerdi. Bahçe içinde sessiz, sakin harika bir oteldi.

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Iguazu Şelaleleri’ ne gitmek için otele yakın olan otobüs durağına gittik. Önce yanlış durakta bir süre bekledikten sonra yolun karşısına geçip doğru durağı bulduk 🙂 Durakta bir süre bekledikten sonra otobüse bindik ve sınıra geldik. Arjantin ve Brezilya, TC vatandaşlarından vize istemiyor, o yüzden sınırlar arası geçiş yaparken hiç sorun yok.

Sınıra gelince, otobüsten inip pasaport kontrolden geçtik. Sınırdan geçtik geçmesine de bizim pasaportlara Brezilya’ dan çıkış damgası vurmadılar.

2Sınır dediğimiz yer otopark gibi bir yer, iki tane bina var. İçeri giriyorsunuz, memurlara pasaportunuzu veriyorsunuz. Pasaportunuza çıkış damgası vuruyorlar,  sonra yine aynı otobüse binip devam ediyorsunuz. Çok enteresan, tek otobüs iki ayrı ülke duraklarında durup yolcu indirip bindirebiliyor 🙂 Vay bee diyerekten giriyoruz Iguazu Şelaleleri’ ne.  Bizim memlekette Rize sınırında  yolcuları indirip Trabzon otobüsüne bindirdiklerini duymuştum 🙂

Iguazu Şelaleleri, Arjantin ve Brezilya sınırında bulunuyor. Biz Arjantin tarafını tercih ettik gezmek için çünkü Şeytan Gırtlağı denen büyük kısım Arjantin’ de yer alıyor. Şelaleler farklı iki nehir olan Irai ve Atuba, Curitiba şehri yakınlarında birleşiyor ve Parana nehrine dökülmeden önce de bu iki ülkenin sınırından geçiyor.383184_10150415393873962_2085203453_n

Iguazu Şelaleleri Yağmur ormanlarının içerisinde bulunuyor. Hava 32 derece ve inanılmaz nem var. Teniniz yapış yapış oluyor nemden. Son derece rahatsız edici fakat ormanların güzelliği bu hissi unutturuyor size.  Iguazu aslında yağmur ormanlarının arasında bir milli park. Hayranlık nidalarıyla birlikte başlıyoruz dolanmaya. Giriş sakin olmasına rağmen şelalere yaklaştıkça kalabalık arttıyor. Arjantin’ de bahar ayları olmasına rağmen son derece kalabalık. Gerçi baharda 32 derece olan yer yazın kim bilir kaç derece olur.

Parkta yürüdükçe şelalenin sesi duyulmaya başladı ve önce minik şelaleleri gördük.

7Ben tüm şelaleler bu kadar sanmıştım. Kendi kendime amma da abartmışlar dedim. Yine de çok hoşuma gittiği için hiç sesimi çıkarmadım. Şelalelerin suya dökülürken çıkardığı serpinti şeklinde su parçacıklarını tenimde hissettiğim sürece mesut mutlu dolaşabilirim buralarda dedim 🙂 Nehir falan çok güzel de suyun rengi neredeyse kırmızı. Arjantin ve Brezilya’ da toprak bu renk olduğu için nehir suları da bu renk akıyor.

Derken manzaranın en güzel olduğu yere geldik, Şeytan Gırtlağı.111

Gerçekten mükemmel bir yer. Cennet böyle bir yer olsa gerek. Yukarıdaki fotoğrafta görmüş olduğunuz botlar, şelalenin yakınına kadar gidip sizi sırılsıklam edene kadar orada bekliyor. Ama bota binerken ayakkabılarınızı ve çantanızı koymanız için size bir poşet veriyorlar. Sonra da can yeleği giyip oturuyorsunuz, bota. Ben çok fazla ıslanmayız diye düşünmüştüm ama indiğimizde ıslanmadık yerim kalmamıştı 🙂 Hatta en sevdiğim saatimin içine bile su kaçmış 🙁 Sırılsıklam tshirt ile dolanamayınca tshirtü çıkarıp şalı dolamak zorunda kaldım üzerime, şort için yapacak bir şey yoktu. Kurumasını bekledim 🙁 Ama eğer siz de gitmek isterseniz yanınıza mutlaka yedek giysi veya yağmurluk alın. Yoksa kırmızı nehir suyuyla sırıl sıklam olabilirsiniz.

382835_10150415395348962_995683416_nIguazu’ da nehir ve şelalenin yanı sıra çok ilginç bitkiler ve hayvanlar da var.  Gün içersinde kızarıp kabaran ayak bileklerim beni çok korkutmuştu. Sanırım yerdeki otlar alerji yaptı. Neyse ki çok rahatsız etmeden çabucak geçti kızarıklıklar. Yolunuzun üzerine daha önce hiç görmediğiniz havyanlar çıkabiliyor. Ne olduklarını bilmediğiniz için de ürkütücü olabiliyor bazen.

Parkın içinde bir tane kafe var. Bahçesinde, ziyaretçiler ve arp çalan bir beyefendi vardı. Yürümekten yorulanlar için keyifli bir mola 🙂 Müzik dinleyip, soğuk bir şeyler içmek. Benim en çok bahçedeki ağaç dikkatimi çekti. Ağacın gövdesinde, incire benzer yeşil yeşil şeyler vardı. Ama ne olduğunu öğrenemedim 🙁57

Parkın bir kısmını açık tren ile geçebiliyorsunuz. Çok büyük bir alan olduğu için gezmek çok yorucu oluyor. Biz de şelalerin her bir yerini gezdikten sonra trene binip çıkışa gidiyoruz. Oradan da Brezilya’ ya gitmek için otobüse biniyoruz. Otobüs yolculuğu sırasında biraz olsun dinleniyoruz.

O akşamı, Parana’ da ara sokakları dolaşarak geçirdik. Acıktığımızda da sokak arasında bir mekan bulduk. Baktık, çoluk çocuk bir sürü aile var. dedik ki, biz de burada yiyeyim. Herkesin tabağında balık görünce biz de balık sipariş ettik. Fakat ingilizce bilmedikleri için ne istediğimizi biraz zor anlattık. Balıklar gelene kadar da bira patates yapalım dedik ve patates söyledik. Patatesler kocaman ve beyaz renk. Ama tadı var yaaa, muhteşem. Bir tane kesmedi ikinci patatesi söyledik. Hem de o patates değil batata imiş 🙂 Batatanın yanında kimse balığın yüzüne bakmadı. Zaten ne balığı olduğunu da anlamadık.

9Sıra da Buenos Aires var, ama direk uçuş olmadığı için önce Uruguay Monte Video sonra Buenos Aires yapıyoruz. Bu ara uçuşlar o bölgenin yöresel hava yolu şirketi Pluna Air yapılıyor. Pluna Air bizim İz Air veya Onur Air ayarında bir şirket. Tüm uçuşlar da rötarlı oluyor. Iguazu – Monte Video arası uçuş rötar yapınca biz Monte Video – Buenos aires uçağını kaçırdık. Buenos aires’ de iki tane havaalanı var. Birinin kodu EZE diğeri  AEP. Bizim otel EZE’ ye yakın olduğu için ona bilet almıştık. Fakat rötar yüzünden AEP’ e uçmak durumunda kaldık. Havayolu şirketi bizi mağdur etmemek için bizi otele kadar bir taksi ile yolladı. Gerçekten çok hoş bir jest oldu. Bahaneyle akşam vakti şehir turu yapmış olduk.8-1

Buenos Aires rahat rahat gezebilmek için bir şehir haritası edindik.

Buenos Aires,  Atlantik Okyanusu kıyısında, Rio Parana ve Rio Uruguay nehirlerinin oluşturduğu huni biçimindeki Rio de la Plata adı verilen ağızda, Güney Amerika kıtasının doğusunda bulunan bir şehir.

Kaldığımız otel meşhur 9 Temmuz Caddesinin bir arka paralelindeki Napoleon Otel. Otel merkezde olduğundan şehri gezmek çok kolay olacak.  Bavulları otele bırakıp aç karnımızı doyurmak için dışarı çıktık. Yol yorgunluğunu atıp keyif yapmak için ilk akşam yemeğini  Deniz kıyısında bulunan Puerto Madero’ da yemeğe karar verdik.

377845_10150415396588962_1471553171_nPuerto Madero, liman bölgesi olup, Buenos Aires’ in en zengin kesiminin yerleştiği yer. Burada kıyı boyunca çok güzel restaurantlar ve cafeler  var. Biz de fix menü, her şey dahil olan bir tanesini gözümüze kestirip oturmaya karar verdik.

Arjantin’ in et ızgaraları ve şarapları meşhur. Restaurantta yemekler açık büfe. Deniz ürünleri, peynir ve meze çeşitleri, et çeşitleri derken mekanın büyük bir kısmını yemeğe ayırmışlar. Yorgunluk ve açlık sebebiyle oranın fotoğrafını çekmek aklımıza gelmedi tabii. Yemekler gerçekten çok lezzetliydi.  Zaten bu tatil dönüşü eve 3 kilo fazlalıkla geldim 🙁

Yemekten sonra çöken ağırlık ve şarabın da vermiş olduğu rehavet ile otelimize dönüp bebekler gibi mışıl mışıl uyuduk 🙂

Sabah otelimizde ki hafif kahvaltıdan (çünkü yiyecek pek bir şey yok 🙁 ) sonra dışarı çıkıp 9 Temmuz Caddesinde dolaştık.

9 Temmuz Caddesi, 110 m genişliği ve 16 şeridiyle dünyanın en geniş bulvarı. Fotoğrafta görmüş olduğunuz obelisk ise Buenos Aires’ in 400. Kuruluş yıldönümü anısına dikilmiş. Bulvar boyunca çok güzel kafeler, restaurantlar, tiyatrolar, tango müziğinin yükseldiği dükkanlar var.12

Arjantin’ de bahar dönemi olduğu için her yerde erguvanlara benzeyen ağaçlar var. Yeşil ve lila renginin hakim olduğu Buenos Aires insana kendini çok mutlu hissettiriyor.

Bugün şehir içinde dolaşıp vakit geçireceğiz.  Bahar havasını soluyarak, Buenos Aires’ de gezip, çevreyi keşfedeceğiz. Parkta uzanıp, güneşlenmeyi de ihmal etmeyeceğiz 🙂

9 Temmuz Caddesi’ nden yürüyerek eski tren istasyonuna vardık. Retiro Railway Station. Burası kocaman bir tren garı ve tüm trenler buradan geçiyor. Oldukça eski bir yapı fakat tarihini bilmiyorum. İçeride postane, hediyelik eşya satan dükkanlar ve marketler var.

14Buenos Aires gezisini planlarken, bir çok yerde “hırsızlık çok oluyor” şeklinde uyarılar okumuştuk. Şimdiye kadar böyle sevimsiz bir olay ile karşılaşmadık. Fakat Retiro Tren İstasyonu’ nda dolaşırken bir beyefendi, fotoğraf makinamı çantamda taşırsam daha güvenli olacağı şeklinde, beni uyardı.

Şehirde gezerken Tcuman Caddesini dik kesen Reconquista caddesindeki Bazilika çok dikkatimi çekiyor. Çocukları çekiştirip zorla sokuyorum içeri.

Nuestra Senora de la Merced  Basilica’ sı. Yapımı 1179 yılında tamamlanmış. Yıllar içinde bir çok işgal görmüş ve onarılmış. Şimdi ki haliyle muhteşem görünüyor. İçeride Barok tarzı sunaklar, heykeller, vitray camlar ve dini resimler hakim. Şimdiye kadar gördüğüm en güzel bazilika.l1

Bazilikadan çıktıktan sonra yine sokak aralarında gezmeye devam ettik. Bu arada Tolga, bizi sabah önünden geçtiğimiz tiyatroya gitmek için uğraş veriyor. Metnini çok duyduğumu London City’ de kahve içip meşhur tatlılarını denediğimiz süre içerisinde de bizi ikna etmeyi başardı.

London City Buenos Aires’ in meşhur kafelinden biri. Ama bizi hiç tatmin etmedi. Hem çok pahalı hem de tatlı ve kurabiyeleri bayar. Kadıköy’ de ki Baylan Pastanesini andırıyor fakat onun yerini asla tutamaz.

Tatlı ve kahve bizi kesmediği için akşam yemeğini Cafe Tortoni’ de yemeğe karar veriyoruz. Cafe Tortoni, çok eski ve meşhur bir restaurant. İçeride bir çok ressam, müzisyen ve politikacının fotoğrafı gibi. Hani taksim’ de ki büfelerin masasında ünlülerin fotoğrafları vardır ya, işte onun gibi.

to1Hemen biz de geçip fotoğraflarımız çektik 🙂

Restaurantın arka kısmında küçük bir salon var. Orada canlı müzik var. Minik bir orkestra ve tango parçalar söyleyen sanatçı bir bey. İçerisi çok küçük ve doluydu. Kapısı yok kırmızı bir kadife perde ile restaurant kısmından ayrılıyor. Ben kafayı perdenin arasından uzatıp birazcık dinledim ama beni hiç kesmedi müzik.222

Yemek kısmına gelirsek, gerçekten çok vasattı. Arjantin’ de et hariç doğru düzgün pek yemek yok. Bizim mutfağı mumla arar oldum. Öncseinde çok fazla et yediğimiz için bu akşam çocuklar pizza ben de hamburger söylemiştim. Pizzalar kocaman ve üzerlerinde sadece bol kaşar var. Hamburgerin içinde ise sadece köfte. Biz bol malzemeli yemeklere alışık olduğumuz için bunlar bizi hiç mutlu etmedi.

Veeee sıra geldi Tango gösterisine. Önce otele gidip cicilerimizi giydik. Gece kıyafetlerimizi giyip gösteriyi izlemek için Tango Porteno’ ya gittik. Otel resepsiyonunda ki bey bizim için rezervasyon yaptırıp bizi servis ile almalarını sağladı. Tango Porteno, Kadıköy’ de ki Süreyya Opera tarzında çok şık bir yer. İçeride şık giyimli baylar ve bayanlar size yardımcı oluyorlar yerinize oturmanız için.

19Tango Porteno’ da yemek servisi de var. Saat 19:00’ da başlayan yemek servisi 21:00’ de bitiyor ve gösteri başlıyor. Böylece kaşık çatal sesi ortamı bozmuyor. Yanlız fiyatlar çok yüksek. Sadece gösteri için 85 USD ödüyorsunuz. Onun yerine semtlerdeki tiyatrolarda dans gösterisi izlemek daha mantıklı. Ama buraya kadar gelmişken bunu izlemeden olmaz diyerek biz de gösteriye gittik.tango

Danslar canlı müzik eşliğinde yapılıyor. Tango’ nun geçmiş tarihinden başlayıp günümüze kadar gelen tüm stilleri sergiliyorlar. Gösteri gerçekten çok güzeldi. Kulağımızda hoş tango ezgileriyle yürüyerek otele geri döndük.

Buenos Aires’ teki ikinci günümüzde yine kahvaltıdan sonra, turlamaya ve keşfe çıkıyoruz, sokaklara. Baharın etkisiyle ısınan hava ve atmosfer insanın içini ısıtıyor. Fakat gündüz sıcak olan hava akşam, güneşin batmasıyla birlikte soğuyor.

Yürürken, vitrininde çok güzel takılar gördüğüm bir mağazanın içine girmekten alamadım kendimi. Burası bizim Kapalıçarşı’ daki mağazalara benziyordu. Mağazaların arkasında ise çok güzel bir avlu var. Mert ve Tolga dinlenmek için avludaki banklara serildiler. Ben de avluya açılan kapılardan girerek etrafı kolaçan ettim.

Avluya açılan çok güzel bir restauranttan içeri girdim. İçeride eski yöresel giysilerle servis yapan garsonlar ve yerel yemek servisi var. Oldukça hoş bir restaurant.21

Onun hemen yanında ise içeride ne olduğu anlaşılmayan bir dükkan vardı. Merak edip kafayı içeri uzatında oranın, el yapımı müzik aletleri yapan bir atölye olduğunu gördüm. Tabii oraya da girip kurcalamadan olmaz diye daldım içeri. İncecik kesilmiş ağaçlardan yapılan enstrümanlar oldukça ilginçti. İnce işçilik. Çalışanlar ise son derece güzel yüzlü, misafirperver ve yakışıklı. Üstelik de çok sıcak kanlı 🙂

15Veeee yürüye yürüye geliyoruz Plaza del Mayo meydanına.

Buenos Aires’in ünlü meydanı ve şehir merkezi olan Plaza del Mayo, Arjantin tarihinde önemli bir yere sahip. Cunta dönemi işkencelerinden bu yana gösterilerin, protestoların yegane yeri olmuş, tarih boyunca.

Hala her Perşembe günü 1973–1976 yılında kaybolan/katledilen çocuklarının izini süren anneler bu meydanda toplanmaktalar.

“Kirli Savaş” dönemi olarak bilinen o yıllarda, resmi rakamlar, dönem içinde neredeyse 20 bin kişinin “kaybolduğunu” belirtirken, gerçek rakamın ise en az 30 bin olduğu tahmin ediliyor.20

Bu meydanda Pembe Saray (Casa Rosada) bulunuyor. Hemen arkasında da Hükümet Binası var. Son derece gösterişli ve heybetli. Hükümet Binasının önünde akşam ki konser için hazırlıklar yapıldığından yanına çok fazla yaklaşamadık 🙁

Pembe Saray’ ın içinde yer alan pembe heykel ve mobilyalarla dikkat çeken yapı, geçmişte ülkenin başbakanlarına da ev sahipliği yapmış bir bina.

Balkonundan, Arjantin’in ilk first lady’si olan Eva Peron, nam-ı diğer Evita ve  Juan’ ın Arjantin halkının oluşturduğu kalabalığı selamladığı, o meşhur saray.  Devasa bir düğün pastasına benzeyen bina, rengini eski bir Arjantin inşaatçılık geleneğinden almış.

17Bir rivayete göre de Arjantinliler, bina yapımında çimentonun içine öküz kanı karıştırıyorlarmış.

Pembe Saray’ ın önü, içeriyi gezmek için turistlerle doluydu. Sadece bilet kuyruğu bile çok uzundu. Biz o kadar çok sıra bekleyip vakit kaybetmeyi göze alamadık. Onun yerine, sadece bahçesinde güneşlenip yolumuza devam ettik.25

Plaza del Mayo’ dan da San Telmo’ ya gidelim dedik ve sahile inip yürümeye başladık. Epey bir yürüdükten sonra elimizdeki harita vasıtasıyla bulduk San Telmo’ yu.

Merkezin batısında bulunan San Telmo, şehrin en eski bölgesi. Bunu binaları görünce çok net anlayabiliyorsunuz çünkü çok bakımsızlar.

San Telmo, hafta arası eğlenmek isteyenlerle, pazar günleri antika, resim, el sanatları vb alışveriş yapmak isteyenlerle dolu. Eğlenceli bir mekan çünkü tüm sokaklar çalgıcılar, Tango dansçıları ve ressamlarla dolu. Tüm sokaklara müzik hakim.

Sıra sıra kafelerin bahçeleri tek bir alanın etrafını sarıyor ve ortadaki boş alanlarda da Tango gösterileri yapılıyor. Kafenin oturup bir şeyler içerek dinleniyor ve güzel bir Tango gösterisi izliyoruz.

62Dansı izlerken bir ressam yanımıza yaklaşıp resmimizi çizdirip çizdirmeyeceğimizi sordu. Biz de nazikçe geri çevirdik. Tipimiz farklı gelmiş olacak ki, nereli olduğumuzu sordu. Türkiye’ den geldiğimizi söyleyince, ressam Türkleri çok sevdiğini söyledi. Orada sokak dansçısı olan bir akadaşları varmış, adı Ayşe, bir Türk 🙂 Fakat o gün Ayşe izinli olduğu için tanışma şansımız olmadı. Ayşe, dans etmeyi çok seviyormuş. Gönlünce dans edip, Buenos Aires’ de yaşamak için tek başına Arjantin’ e gelmiş.59

San Telmo’ da çok sık olarak meyve suyu ve karamelli fıstık satan satıcılara rastlayabiliyorsunuz. Tuzlu fıstığı şekerde karamelize edip satıyorlar. Görüntüsü pek hoş değil ama tadı bize çok aşina. Karamelize ettikleri tencereyi görünce insan, yemekten vazgeçebiliyor 🙂

1908 – 1972 tarihlerinde yaşamış olan, Arjantinli ressam, mimar, duvar ressamı (muralist) Juan Carlos Castagnino’ nun evi de San Telmo’ da bulunuyor. 1920′ lerin sonlarında, Arjantin Komünist partisi üyesi olan ünlü ressam, önceleri realist resimler yapıyorken, parti üyeliğinden sonra komünizm eğilimli resimli yapmış. Grand Prize of Honor of the Argentine National Hall (1961), Medal of Honor at Expo ’58 (Brussels, 1958), II Mexico City Biennale of 1962 özel mansiyon ödülü gibi, bir çok ödül de almış.

San Telmo çok ilginç bir yer. Şehrin en eski yerleşim yeri olan San Telmo’ da eski tarz binalarla dolu. İnsanları çok sıcak kanlı ve samimi. Ortam çok sıcak.

Burada da bizim Tahtakale’ yi andıran çarşılar var. İçinde hem ikinci el hem de sıfır eşyalar satılıyor. Çarşıların içinde, kasap, manav, antikacı, ayakkabıcı, kısacası ne ararsanız var. Burada yaşayan insanların gelir seviyesi hayli düşük.

30San Telmo’ da, sokak aralarında çok güzel binalar ve kiliseler çıkıyor karşımıza. Zaten, eski binalar arasında güzel binalar hemen dikkati geçiyor.

San Telmo’ da, duvar resimleriyle çok sık karşılaşıyorsunuz. Bazıları gerçekten çok güzel. Üşenmeyip sanat icra etmişler duvarlarda. Sanırım ataları Juan Carlos Castagnino’ dan etkilenmişler.32

Bu daracık sokak aralarında yüzlerce hostel ve butik otel var. Şehrin en eski yerleşim yeri olunca bol bol da turist alıyor. O yüzden bu eski evlerden çoğu hostel veya butik otele çevrilmiş. Şirin avlular içinde şirin şirin oteller. Olur da bir daha Buenos Aires’ e gelirsem, buradaki butik otellerden birinde kalacağım. 🙂 Hatta, Galeria Del Viedo Hotel olabilir 🙂

San Telmo’ da çok güzel ve değişik mimariye sahip kiliseler de var. Örneğin, Dinamarquesa Kilisesi. Kırmızı tuğlalardan inşaa edilmiş olan kilise Danimarka Lüteriyen Kilisesi’ ymiş. Neo – gotik tarzda inşaa edilen kilise çok güzeldi fakat ben fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Daha doğrusu aklıma gelmedi.

Bir de, Nuestra Senora de Belen Kilisesi var, diğer adı da San Pedro Gonzalez Telmo.  San Pedro Gonzalez Telmo, 1190 yılında Astorga (İspanya) doğmuş, Roman Katolik bir rahip. Kilisenin üzerinde de bir heykeli mevcut.

29Bu güzel kilise, ilk olarak Bethlehem Our Lady Kilisesi adı altında 1734 yılında Cizvitler tarafından inşa edilmiş.

San Telmo’ yu keyifli keyifli gezdikten sonra sıra geliyor La Boca’ ya.35

La Boca, şehrin en fakir bölgesi. Buenos Aires’ te bulunan 48 semtin en ünlüsü ve şehrin bence en güzel semti. Çünkü rengarenk 🙂

La Boca, mimarisi ile ünlü, yani renkli renkli evleriyle. Bu evler batık gemilerin saçlarından inşa edilmiş ve tekne boyası ile rengarenk boyanmışlar.  Sokaklarda yürürken bunları tasvir eden heykellerle ve tablolarla karşılaşıyorsunuz.

Bir çok ünlü sanatçının eseri, Caminito Sokağı’ nı süslüyor.

La Boca’ nın anlamı, ağız. Semt, Riachuelo Nehri’ nin dere yatağı denilen yere döküldüğü yere kurulmuş. Oradan da nehir suyu Atlantik Okyanusu’ na karışıyor.

Kıyıya gidip de denize bakınca, insanın midesi bulanıyor. Hem çok pis hem de çok kötü kokuyor.

Genoalılar zamanında yapılan ve meşhur tango parçasının isim babası olan Caminito Sokağı da burada. Rengarek muhteşem görünümlü bir sokak. Burayı görünce İstanbul’ a dönüp tüm Üsküdar’ ı  boyayasım geldi 🙂

44Caminito Sokağı’ nın arkasında ise sıra sıra dizilmiş restaurantlar var. Her mekanın önünde küçük bir sahne var. Buralarda, yemek eşliğinde, dans gösterileri izleyip, canlı müzik dinlemek mümkün.36

Biz de yemek yemek için bir mekan seçip oturduk. Yemeklerimizi sipariş edip dans gösterilerini izlemeye koyulduk. Bir kaç çift sırayla dans edip sahneyi paylaşıyorlar. Danslar gerçekten  insanın içini kıpır kıpır ediyor. Tango güzel bir şey.

Ben, bir zamanlar latin danslarını öğrenmek için dans kursuna yazılmıştım. Üç yıl devam ettikten sonra, dans hocam “olmuyorsa zorlamanın bir manası yok, belki de kendine başka bir hobi bulmalısın” deyince bir daha hiç dans etmeye yeltenmedim 🙁

Danslar ve güzel müzik eşliğinde yemeğimizi yedikten sonra birer de keyif birası içtik. Bir süre oturunca tekrar aynı şarkılar ve dansların başlıdığını farkedince ben sıkıldım.

Sıkılınca da dolaşmaya karar verip etrafı keşfe çıktım. Mert ve Tolga danslardan ve dansçılardan o kadar hoşnut ki bira içip oturmaya devam ediyorlar. Ben de bir başıma, belki alışveriş yaparım diye meraklı bakışlarla dolanmaya başlıyorum.

42Sokağın içinde minicik dükkanlarla dolu bir avlu görüp dalıyorum içeri. O kadar çok dükkan var ki başımı döndürüyorlar. Bir kaçına girip sevdiğim dostlarıma küçük hediyeler alıyorum.

En çok da Astor Piazzola’ nın CD’ lerini bulduğuma seviniyorum 🙂46

Astor Pantaleon Piazzolla, Arjantinli bandoneoncu ve Tango Nuevo’ nun da kurucusu. Tangoya ayrı bir renk katıp, kendi tarzını yaratan Astor Piazzola, 200′ den fazla parça düzenledi ve Buenos Aires Üniversitesi’ nde konser veren ilk tango müzisyeni oldu.

Epey bir dolaştıktan sonra beyleri yanına dönüyorum.  Dönünce de çok oyalandığım için fırçayı yiyiyorum. Hesabı ödeyip kalkıyoruz ve dolaşmaya devam ediyoruz.

La Boca, Boca Juniors takımının semti olduğu için semtin her yerinde futbolla ilgili eşyalar görmek mümkün. La Boca ayrıca Boca Juniors’ un futbol stadı La Bombonera ile de meşhur. Anlamı da, “şeker kutusu” 🙂

51Boca Juniors, Esteban Baglietto, Alfredo Scarpatti, Santiago Sana ile Juan – Teodoro Farenga kardeşlerin, 3 Nisan 1905′ te kurmuş olduğu, Arjantin’ in köklü futbol kulüplerinden biridir. İsmini bulunduğu şehirden alır.

Boca Juniors’ ın ilk kurulduğunda, renkleri siyah-beyazdır. Aynı bölgede aynı renklerde sahip başka bir kulüp daha vardır. Bu iki kulüp aralarında 1911 yılında bir maç yapar ve kazanan siyah-beyaz renklere sahip olacaktır. Boca maçı kaybeder. Bunun üzerine kulübün kurucu başkanı, limana gelen ilk geminin renkleri kulübümüzün renkleri olacaktır der. Limana gelen ilk gemi bir İsveç gemisidir ve Boca sarı-lacivert renkleri kullanmaya başlar. Diego Armando Maradona bu kulüpte oynayan ünlü oyunculardandır. Ayrıca ezeli rakibi River Plate’dir. (Vikipedi’ den alıntı yaptım bu bilgiyi)54

Günün büyük kısmını San Telmo ve La Boca’ da geçirdikten sonra, Recoleta’ ya, Eva Peron’ un mezarının da bulunduğu   mezarlığa gidiyoruz.

La Boca ile Recoleta arası uzak olduğu için taksiye biniyoruz çünkü mezarlık kapanmadan yetişmemiz lazım. Uzuuun yürüyüşün ardından taksiye binmek iyi geliyor 🙂 Taksiye binmiş olmamıza rağmen, gecikiyoruz. Biz vardığımızda mezarlık kapanmıştı.

55Ben çok üzüldüm 🙁 Burayı görmeyi gerçekten çok istiyordum. Mimariye olan hayranlığım yüzünden mezarlığa girememiş olmak gerçekten bütün motivasyonumu bitirdi 🙁 İçeriye girmesek de dışardan hoplaya zıplaya bir kaç fotoğraf çekmeyi başardım. Mezarlık büyüleyici ve gizemli görüntüsüyle Arjantin tarihinden izler taşıyor. Küçük evler şeklinde dizayn edilmiş bu mezarların arasında Eva Peron’un da mezarı bulunuyor. Mezarlık duvarlar arasına kurulmuş bir şehir görüntüsünü andırıyor. Mezar taşlarının arasında Gotik dönemden Mısır Medeniyetleri’ ne uzanan çeşitli değişik stillerde tarihi heykelleri görmek mümkün.

Mezarlık kapandıktan sonra sokak sanatçıları çeşitli kılık kıyafetlerle fantastik görüntüler sergiliyor. Hatta çoğunluğu ürkütücü 🙁

Recoleta bizim Bağdat Caddesi kıvamında bir yer. Arjantin’ de göremediğimiz lüks arabaları burada görebildik. Güzel ve şık kafeteryalar, büyük alış veriş merkezleri bu semtte toplanmış. Mezarlığa giremedik bari Recoleta’ nın keyfini çıkaraaım dedik. Dışarıdaki çiçek açmış ağaçlar altındaki kafede oturup nefis bir dondurma yedik. 58

53Recoleta’ da akşamı ettikten sonra gece kulüplerini de görmek için Palermo Soho’ ya gidiyoruz. Palermo Soho, gece kulüplerinin bulunduğu bir bölge. Mert, bir arkadaşının tavsiyesiyle, bir mekan önerdi fakat tüm Palermo Soho’ yu dolaşmamıza rağmen o mekanı bulamadık. Sonunda yorulup bir bara oturduk. Çocuklar bira içtiler. Ben de bir AK47 koktely içtim. Çok çılgın bir gece beklerken son derece sakin bir gece geçirdik. Ya biz yanlış yerdeydik ya da bunlar gece hayatı görmemiş.

Hayal kırıklığına uğramış bir vaziyette nefis parktan geçerek otelimize döndük.

Buenos Aires gezisini de bu şekilde noktalamış olduk 🙂