Sao Paulo, Brezilya

Sampa diye de bilinen Sao Paulo şehri, 1554 yılında, Portekizli rahipler tarafından kurulmuş. İsmini, Aziz Pavlus’ tan alıyor. Yaklaşık 20 milyon insanın yaşadığı Sao Paulo, dünyanın üçüncü büyük metropolü. Birinci sınıf müzelerin, kültür merkezlerinin, deneysel tiyatroların ve sinemaların baş döndürücülüğünün yanı sıra, Sampa’ nın gece kulüpleri ve barları kıtanın en iyileri arasında.

1Brezilya gezimiz, Sao Paulo şehri ile başladı. THY’ nin, İstanbul –  Sao Paulo arası direk uçuşu var. Üç arkadaş, THY ile 14 saat süren uçuş yolculuğunun ardından Sao Paulo’ ya vardık. Sao Paulo’ ya vardığımızda akşam saatiydi. Havaalanından bindiğimiz metro ile otelimize gittik.7

Otelimiz, Sao Joao Sokağında, Cinelandia Hotel. Otelin rezervasyonunu Mert yapmıştı ve rezervasyon sırasında, bize de “otel, çok merkezi yerde, otele yerleştikten sonra çıkıp gece alemine akarız” demişti. Metrodan inip, yeryüzüne çıktığımızda, şok olduk.

Merkezi yer dediğimiz cadde bizim Tarlabaşı’ ndan daha virane bir yer.  Sokak, şarapçılar, evsizler, vs ile dolu. Neredeyse tüm apartmanların saçaklarının altına evsizler sığınmış, uyumaya çalışıyorlar. Bir tane normal adam yok, sokaklarda. Sizi kesseler kimseler umursamaz. Etrafı görünce epey bir tırstık. Hemen başlarımız önümüze eğip, kimseyle göz teması kurmadan tırıs tırıs otelimize yürüdük. Otele vardığımızda, dış kapı kilitliydi. Cama vurarak resepsiyon görevlisine kapıyı açtırdık. Belli ki güvenlik açığı var. İyice bir tırstık 🙂

Otele girişlerimiz yapıldı ve odamızın anahtarını alıp odaya çıktık. Odanın kapısından girer girmez başka bir sürpriz ile karşılaştık. Oda darma dağınık. Masanın üzeri leş gibi ve yerlerde kırık şarap şişeleri. Kapıyı kapatıp tekrar resepsiyona gittik. Bu sefer başka bir oda anahtarı alıp odaya çıktık. Neyse ki bu sefer doğru odadaydık. Tabii dışarı çıkıp alemlere akmak yalan oldu. Ciddi anlamda güvensiz bulduk ortamı. Yapacak bir şey olmayınca muhabbet edip yatık.

3Ertesi gün kahvaltımızı edip dışarı çıktık.2

Sao Paulo genel anlamda çok pis bir şehir. Sokaklar çok kötü kokuyor. Nüfusun % 9’ u çöp toplayarak yaşamını sağlıyor. Brezilya’ da atık geri dönüşümünün ülke ekonomisine çok katkısı var. Kağıt, metal ve plastik geri dönüşümle tekrar kullanılıyor. Biyolojik atıklardan üretilen gazlarla da enerji elde ediliyor. Ülke ekonomisine ciddi katkı sağlıyorlar.

Yalnız çöpleri sokaklara değil de çöp kutusuna atsalar daha makbule geçecek. İnsanın burnunun direği kırılıyor, o sıcakta.

O yoğun pis kokunun eşliğinde şehri gezerken Ibirapuera Parkında eylem yapan gençlere rastladık. İngilizce bilmedikleri için iletişim kurmakta biraz zorlansak da demokratik bir yaşam istediklerini ve siyasi partileri protesto ettiklerini anladık. Hükümetin çok fazla para iç ettiği için kızgınlardı. Bu senaryo bize çok tanıdık geldiği için biz de onlara şans dileyip oradan ayrıldık.

Ibirapuera Parkı, kentin en büyük ve yeşil parkı. 1.5 milyon metrekarelik bu parkta, yürüyüş, koşu ve bisiklet parkurları bulunuyor. Hafta sonları 150 binden fazla ziyaretçinin geldiği parkta, Modern Sanat Müzesi, Bienal Sergi Merkezi gibi farklı yapılar da görebilirsiniz.8

20Oradan da Edificio Italia Gökdelenini görmeye gittik. Kenti izlemek için en yüksek noktanın burası olduğu söyleniyor ama biz üşendiğimiz için çıkmadık, Centro Cultural Sao Paulo’ ya devam ettik. Burası sinema, tiyatro oyunları, müzikal performanslar sergileniyor ve  karikatür kütüphanesi mevcut. Estaçao Vergueiro yakınlarındaki bu kültür sanat kompleksi, kentin medarı iftiharı.

Sokak sokak dolaştıktan sonra çok acıktığımızı hissedip restaurant aramaya başladık. Tam öğle saati olduğu için çevre plazalarda çalışanlar tüm restaurantlarını doldurmuşlardı. Zar zor bir yer bulabildik. Tabii bulduğumuz yerde de İngilizce bilen kimse olmadığı için milletin tabaklarına bakıp onları göstererek sipariş vermek zorunda kaldık. Tabii sonuç rezalletti. Hiç ummadığımız şeyleri yemek zorunda kaldık. Neyse ki 600 ml’ lik soğuk biralar o sıcakta bizi teselli etmeye yetti.

Yemeğimizi de yedikten sonra Mercado Municipal’ a yani pazara gitmeye karar verdik. Yol boyunca yürürken çok güzel heykeller, duvar resimleri gördük. Anlaşılan o ki, Sao Paulo’ da çok uçuk kaçık, yetenekli sanatçılar var. Yalnız heykellerin çoğunluğu tahrip edilmişler.

Meydanlarda, bizim Mahmutpaşa’ daki gibi küçük barakalardan dükkanlar var. Sao Paulo’ nun merkezinin hali gerçekten içler acısı.

6Burada da Beyoğlu’ daki gibi sokaklarda enstrüman çalıp, şarkı söyleyen sanatçılar var. Tek farkı onların insanları müzik eşliğinde cesurca dans edebiliyorlar. Sanırım buna en büyük etken damarlarında dolaşan Latin Amerika kanı.

Nihayet, o yoğun amonyak kokusu eşliğinde Mercado Municipal’ a varıyoruz. Sanırım buradaki insanlar çok fazla çok şarap içiyor. Sokaktaki bu yoğun kokunun sebebi bu olmalı 🙁img1496666283620

Brezilya’nın yemek kültürünü burada görmeniz mümkün. Günde 20 bin müşteriyi ağırlayan Mercado Municipal, neoklasik şekilde inşaa edilmiş. Mimarisi cidden çok güzel. İçeride toplam 319 adet tezgah varmış.

Tezgahlarda daha önce hiç görmediğimiz meyvalar, balıklar ve et çeşitleri sergileniyor. Tanıdık gelen tek şey baharatlar, kuru yemişler ve şaraplar.

Burada fast food gibi çabucak servis edilen Mortadella sandviçler çok meşhur. Herkes ayak üstü onlardan satın alıp, masalarda yiyip sonra işine devam ediyor. Ekmeği bizim tombik döner ekmeğine benziyor. İçerisinde o kadar çok et var ki insan şaşırıp kalıyor. Bizim memlekette hiç o kadar çok et görmediğimiz için şaşkın şaşkın bakındık 🙂

img1496669462317Pazarı dolaşıp, karışık meyve salatamızı da yedikten sonra sıradaki rotamıza ulaşmak üzere otobüs terminaline doğru yola çıktık. Parana bir sonraki durağımız oradan da Arjantin’ e, Iguazu Şelalelerine gideceğiz. Parana, Iguazu Şelalelerine yakın olduğu için orayı da görelim dedik. Sao Paulo’ dan, 15 saatlik otobüs yolculuğundan sonra Parana’ ya geldik.

Otobüsten inip, oteli bulup, eşyaları bıraktıktan sonra Parque das Aves’ e doğru yola çıktık. Parque das Aves (Foz do Iguacu), şimdiye kadar gördüğüm en güzel kuş barınağı. Kuş barınağı deyince aklıma Manyas kuş cenneti gelmişti ama şu an Manyas’ ın hali içler acısı.

Parque das Aves‘ in girişinde bizi Hayat Ağacı karşılıyor. Gerçekten muazzam görünen bu ağacın kökleri çok büyük bir alana yayılmış. Amazon ormanları gerçekten muazzam.24

Parque das Aves, 5 hektarlık bir alana kurulu bir park. Iguaçu Şelalelerine 300 metre uzaklıktaki bu parkta, 800 çeşitin üzerinde kuş cinsi var. Ormanın içine inşaa edilmiş bu doğal parkta, kafeslerin büyük çoğunlu kamufle edilmiş. O yüzden insan kendini doğal bir ortamda hissediyor.

Parkın içinde kuşların haricinde binlerce ağaç var, hepsi de devasa boyutlarda. Neticede burası Amazon Ormanları 🙂 O ağaçların arasında yapılan yaya yolundan yürüyerek parkı geziyorsunuz. Bazı yerlerde kuşlar kafesler içerisinde bazı yerlerde ise açıkta dolanıyorlar. Kuşlar insanlara o kadar alışmışlar ki hiç ürkmüyorlar insanlardan. Hatta elinizden yemek bile yiyiyorlar.

Ortalıkta dolanan bazı kuşlar ise insanın avlanma dürtüsünü tetikliyor. Şimdi bunu vurup, tüylerini temizletip, bir güzel yahni yapsak falan gibi düşünceler geçiyor insanın aklından. Oysa ki kahvaltı edip gelmiştik. Sanırım amazon ormanlarının atmosferi insanın aklına böyle şeyler sokuyor ya da acıktırıyor 🙂

22Rio isimli animasyon filminden tanıdığımız makav türü papağanlardan bolca var.

Etraf rengarenk papağanlarla dolu. Ben hayran hayran fotoğraf çekip yürürken hain bir papağan sessizce yaklaşıp topuğumdan ısırdı. İşte o an adrenalinin, böbrek üstü bezlerimden çıkıp, damarlarıma yayılışını saniye saniye hissederek yaşadım. Ödüm koptu yaaa 🙁

Parkta sadece kuşlar değil başka hayvanlar da var. Meselaaaa, yılanlar, timsahlar vs.

Parkın tasarımını o kadar güzel yapmışlar ki, düzeni insanı adeta büyülüyor. Böyle cennet gibi bir yerde gezerken rahatsız edici olan tek şey nem. O kadar çok nem var ki, teninizde sürekli bir ıslaklık hissediyorsunuz. Nem yetmiyormuş gibi bazı yerlerde de itkilerin üzerine spray gibi su sıkan ekipmanlar var. Hava iyice ıslak oluyor 🙁33

Parkta daha önce hiç görmediğim hayvanlar da vardı. Ama adlarını hiç bilmiyorum. Görünüşleri, nedense aklıma genetiği oynanmış yemlerle beslenen tavukları getirdi. Mutasyona uğrayıp yakında tavuklar da böyle olabilir diye düşündüm.

Parktaki canlılar dışında bitki örtüsü de çok muazzam. Devasa ağaçlar, çiçekler, çalılar. Bazı yerlerde bitki örtüsü o kadar yoğun ki, aralarında hiç açıklık yok, ağaçların.

Yaşlanıp kabuğu dökülen ağaçların kabukları üzerinde ise rengarenk çiçekler açmış. Renkler o kadar canlı ki, insan gerçek olmadığını düşünüyor. Ağaç kabuklarının üzerinde büyüyen bitkiler gerçekten muhteşemlerdi.

img1496672572052Tüm günü Parque das Aves’ de geçirdikten sonra kaldığımız otele geri döndük.

Parana, Arjantin sınırına yakın çok şirin bir yerleşim yeri. Buradaki evler genelde tek katlı ve bahçe içinde. Sokak aralarındaki yollar çok geniş ve ağaçlarla kaplı. Bizim kaldığımız otel, aslında otel değil de ev, bu sokaklardan birindeydi. Şirin mi şirin bahçeli bir ev.

Akşam otele varıp duş aldıktan sonra yemek için dışarı çıktık. Merkezi bir yer olmadığı için sokak aralarında, mahalle sakinlerinin takıldığı mekanlara bakındık. Sonra da bir tanesine oturup yemek sipariş ettik. Parana’ da yiyecek en güzel şey, batata 🙂 Nefis patatesleri var.

Brezilya gezimizin bir kısmını burada bitirdik. Sırada var sabırsızlıkla beklenen şehir, Rio De Janeiro.