Ubud, Bali, Endonezya

Ubud, Gianyar Bölgesinin eteklerinde, pirinç tarlaları ve dik dağ yamaçlarının arasında yer alan bir kasaba. Bir kültür, sanat merkezi olarak bilinen Ubud, büyük bir turizm endüstrisi geliştirmiş. Nüfusu 30.000 olan, bu muhteşem doğaya sahip kasabanın etrafında 13 tane daha kasaba var. Kasaba çevresindeki diğer alanlar da küçük çiftlikler, pirinç tarlaları ve sık ormanlardan oluşuyor.

img_1070Tulamben’ den ayrılıp Ubud’ a gelince Bali’ nin çok başka bir yüzüyle karşılaştık. Doğa harikası bir coğrafya. Balayı çiftlerinin tercih ettikleri harika bir yer. Tulamben yazısı için buraya tıklayabilirsiniz 🙂bali01

Ubud’ da kaldığımız otel, Alam Ubud Culture Villa And Residence. Booking.com üzerinden fotoğraflarına bakabilirsiniz. Muhteşem bir yer 🙂  Alam Ubud Culture Villa And Residence, bir yamaç üzerine kurulmuş villalardan oluşuyor. Otelin hem aşağısında hem de yukarısında havuzu var. Havuzlar doğa ile kucak kucağa. Manzara muhteşem. İlk akşamı, havuza girerek sonrasında da kenarında bira ve bilimum kokteyllerle kutlayarak geçirdik 🙂

Ertesi gün de hocamızın ayarladığı otobüs ve rehberimizle, Ubud’ u keşfe çıktık. Sap gittiğimiz için balayı otelinde işimiz ne 🙂

Ubud, Bali adasının en çok turist ziyareti olan bölgesi. Ubud’ da ahşap işleme, altın, gümüş tasarım, batik boyama, resim gibi çeşitli el sanatlarıyla üretim yapan yerler var. Tüm bunlar da Ubud’ a turistlerin akın etmesi için sebep.

Rehberimizin adı Suta. Suta, bizi önce batik boyama yapan bir atölyeye götürdü. Burada kadınlar kumaş dokuyor, terziler dikiyor ve sonra da boyanıyorlar.

Boyama işlemi oldukça meşekkatli. Kumaşa işlenecek şekil önceden belirlenip, kumaşa basılıyor. Sonra da onların üzeri boya ile boyanıyor. Hepsi çok ince datylı olduğu için oldukça zor bir iş. Fakat biz İstanbul çocuğu olarak, bunları çok cazip bulmadık. Çünkü Eminönü ve Mahmutpaşa’ da bunlardan bissürü var, üstelik de daha ucuz. Ucuz çünkü onlar baskı, el işi değil. Batik boyama bizim ilgi alanımıza girmediği için fazla oyalanmadan bu sefer de gümüş ve altın atölyelerine gittik.ok1

_dsc0944Altın ve gümüş atölyeleri de, batik atölyeleri gibi kocaman bir avlunun içinde. tur otobüsleri avluya kadar gelip, turistleri indiriyorlar. Sonra orada bekliyorlar.

Buradaki atölyelerde de el işçiliği takılar yapılıyor. Daha önceden çatısı yapılmış takılar. sadece taşlarını veya boncuklarını diziyorlar. Fakat yaptıkları bana göstermelik gibi geldi. Sade turist çekmek için dışarıya iki üç kişi koymuşlar, oyalanıyorlar izlenimi var. Büyük ihtimalle hepsi Çin’ den geliyor. Üstelik de fiyatlar çok yüksek ve pazarlık yapmak durumundasınız. İçerideki tasarımlar telkari tarzında. El yapımı değil de daha çok fabrikasyon gibi görünüyorlar. Üstelik de bizim için fazlasıyla abiyeler 🙂 .

Burada sadece takı değil, resimler de var. Fakat resimlerin çoğu fotoğraf üzerine boyama ile yapılmış. Bir çok mağazada da bir birinin aynısını görmek mümkün. Arada gerçekten resim olanlar da var fakat sayıları çok az.

Amma çamur attım adamların mekanlarına 🙂

Oradan da ahşap işleme atölyelerine gittik. Bu bahsettiğim atölyelerden Ubud’ da çok fazla var. Muhtemelen rehberler buradakilerle anlaşıyor ve gelen turistleri anlaşmalı oldukları yerlere götürüyorlar.ok2

dsc_0203Gittiğimiz ahşap atölyesi 2 katlı fakat çok geniş değil. Dar bir mekan olmasına rağmen içeriye çok fazla ahşap ürün yerleştirmişler. Yanlız, ahşap işçiliğine bayıldım. İnanılmaz ince ayrıntılar ve emek var tasarımlarında. Hepsi iğne oyası gibi, incecik detaylar. İnanılmaz sabır gerektiren bir şey. Budist olmak böyle bir şey herhalde.

Biz onlar gibi bir kaç tane ahşap tablo yapsak muhtemelen kör oluruz. Cem Yılmaz’ ın filminde söylediği gibi, bu halıyı dokuyan adam kör oldu 🙂

Adamların işçiliğine hayran olmamak mümkün değil. Batik ve takı tasarım tırt ama ahşap işiyle gönlümü fethettiler 🙂

O kadar yeri gezdikten sonra çok acıktık tabii 🙂 Rehberimiz Suta, bizi çok cici bir mekana götürdü. Bali’ de yediklerinizin hepsi organik. Çünkü hiç gübre kullanılmadan bahçelerde yetiştiriliyorlar. Zaten ada yemyeşil. O yüzden de yemekler çok lezzetli. Yöresel biraları da gayet hoş 🙂 Markası Bintang.img1487874014349

Yemeğimizi de yedikten sonra rehberimiz Suta, takı tasarımcılar konusundaki memnuniyetsizliğimi gidermek için şansını bir kez daha denemek istedi. Ne de olsa grubun yarısı bayan 🙂 O yüzden bizi daha lüks ve kendi tasarımları olan başka bir mağazaya götürdü.

img1487875323922Fakat biz içerideki tasarımlardan çok, binanın dış cephe tasarımıyla ilgilendik. Bu durum sonucunda rehber de pes etti 🙂 İçeride yarım saat durduysak dışarıda bir saat oyalandık. Kocaman, açık turuncu renkli bir bina ve üzeri bir sürü beyaz heykellerle süslü. Bahçe duvarında ise yüzlerce kurbağa var. Acayip güzel bir bina.

Otelimize dönemeden önce meşhur “kopi luwak” tan içmek için Suta, bizi harika bir mekana götürdü. Mekanı müze gibi yapmışlar. Fakat açık havada. Bali’ de her şey açık havada 🙂

Önce Kopi Luwak’ tan bahsedeyim size. Kopi luwak, dünyanın en pahalı ve en az üretilen kahvesi. Kopi luwak, Endonezya’ nın Sumatra adası ile çevresindeki birkaç adada yaşayan, palmiye misk kedisinin (Endonezya dilinde: luwak, kopi de kahve demek) yediği ve sonrasında dışkıladığı kahve çekirdeklerinden üretiliyor. Hayvan dışkısındaki kahve çekirdekleri toplanıyor, kurutuluyor, kavrulup, çekiliyor, sonra da paketleniyor. Kilosu 400 $ olan Kopi luwak, dünyanın en pahalı kahvesi olma özelliğine sahiptir.

Kopi luwak çoğunlukla Sumatra, Java, Bali, ve Sulawesi’ deki Endonezya adalarında üretilmekteymiş. Ayrıca Filipinler ve Doğu Timor da bu kahvenin üretildiği yerler varmış. Oralara gidince, bakacağım 🙂

Kedi sayısı az, yiyebildiği kahve çekirdeği miktarı belli, dışkılama aralığı da az olunca, kahve üretimi az oluyor. O yüzden de pahalı. Kahvenin bağırsaklarda fermente olması için geçen süre de var. Hani hayvan ishal olsa, üretim artar. Ama o zaman da kalite düşer 🙂 Neyse daha fazla uzatıp, konuyu iyice iğrençleştirmeyeyim 🙂img-20140809-wa0007

img1487909554306Gittiğimiz açık kahve kahve müzesinde, kahve üretimiyle ilgili minik bir simülasyon yapmışlar. Toplanan kahve çekirdekleri Asian Palm Civet (Paradoxurus hermaphroditus) adlı hayvan yani meşhur misk kedisine yediriliyor (yediriliyor derken, acıkınca kendisi yiyiyor sanırım 🙂  ). Sonra bu hayvan kakasını yapıyor. Aslında o kaka değil, dış kabuğundan ayrılmış kahve. (Bokunu yiyiiim abi, lafı geldi aklıma 🙂  )

Sonra bu kahveler kurutuluyor ve ardında da kavruluyor. Kavrulduktan sonra da çekirdekler öğütülüp saklanıyor. Sonra da pişirilip afiyetle içiliyor. Bu açık hava müzesi oldukça büyük bir alana kurulmuş.  Ubud bir sürü yamacın eteğinde bir yerleşim yeri olduğu için bu müzede pirinç terasları gibi kademe kademe. Tüm bu yamaçların kesiştiği noktalarda ise dereler var. Kuzeyden güneye doğru yüzlerce nehir var. Müzenin bir kısmında da bu değerli kediciklerin yaşadıkları yer var. Yani, kahve yiyen kedicikleri de görebiliyorsunuz orada. Kedicik dediğime bakmayın son derece vahşi görünüyorlar. Dokunmamak lazım.

Müzenin üst tarafında da bir kafeterya var. Orada bu kahvelerden veya çeşitli bitki çaylarından içmek mümkün.dsc_0122

Biraz önce afiyetle içiliyor dedim ama bir çok arkadaşım içmek istemedi. Ben kahve delisi ve meraklısı olduğum için elbetteki denedim. Sonuç: gayet başarılı 😉

Kahvemizi de içtikten sonra Ubud’ un merkezine gidip kalabalık turistik sokaklarını gezdik. Sokaklarda rengarek giysilerle dolu bir sürü değişik mağazalar var. Bali masajı yapan mekanlar, dondurmacılar ve çok renkli barlar, kafeler  vs. üstelik dondurmalar beklediğimden çok çok daha başarılı çıktı 🙂

_dsc0866Geceyi de Ubud’ un renkli sokaklarında kapattıktan sonra otelimize geri döndük ve yine havuz başı etkinliklerine daldık 🙂

Ertesi gün Bali Bali Safari & Marine Park’ a gittik. İsmi çok janjanlı olmasına rağmen içerik çok zayıftı. Oysa ki aldığım duyumlara göre çok görkemli ve büyük bir hayvanat bahçesiydi. Şehirde iki tane hayvanat bahçesi varmış. Sanırım biz yanlış hayvanat bahçesine gittik 🙂  Bizim rehber bizi buraya getirdi. Asıl fantastik olanı sanırım diğeriydi.

Parkta beni en çok etkileyen şey beyaz kaplan oldu. Kedi burcu olmam sebebiyle bu büyük kedilere hayranlık duyduğumu düşünmekteyim 🙂

Bir de komodo ejderi vardı merak ettiğim. Onu da gördüm, çok şükür. Ben onu daha fantastik bekliyordum ama dev bir kertenkeleden farkı yok. Dili hariç 🙂img1488803248269

Parkın içi epey küçük ve çok fazla canlı çeşitliliği de yok. Arada bir küçük gösteriler yapılıyor. Fakat hava çok sıcak olduğu için oturup onları izlemek pek mümkün değil. Biz ancak 10 dakika oturabildik.

20140803_124331Bali’ de enteresan bir de durum var. Arada bir yanınıza birileri geliyor ve fotoğraf çekilebilir miyiz diye soruyor. İlk başta yadırgamıştım ama sonra alıştım.

Bir de sizin gidip fotoğraf çekilebileceğiniz canlılar var tabii 🙂 Fil, maymun, kaplan vs. Ben sadece maymun ile fotoğraf çekildim ona da bin pişman oldum. Hava çok sıcak olduğu için üzerimde şort ve tşirt vardı. Maymun kucağıma oturunca sıcak ve çıplak poposu bacaklarıma değince çok tiksindim. Neyse ki üzerimize işemedi. Bir de uzun uzun kılları var. Zaten hava sıcak bir de maymunun ısısı ve kılları var, yanıyorum sandım.

Parkın içinde bir de fillerin gösteri yaptığı bir alan var. Fakat biz çok sıcakladığımız için onu izleyemedik.

Aslında, park oldukça büyük bir alana yayılmış. Parkın içinde insanların dolaşabilmesi için rayların üzerinde giden otobüs tarzı araçlar var. Otobüs gibi ama altta lastik yok, raylar var. Etrafı komple cam. Herkes doluşuyor içine sonra araç parkta gezerken rehber arkadaş da hayvanlar hakkında bilgi veriyor. Bir nevi safari yapıyorlar.

Parkın girişinde bu safarinin reklamını gösteren bir video vardı. Orada 4×4 araçlarla yapılıyordu, safari. Hem de Jeep CJ5′ lerle 🙂 Kırmızıııı. Ama içeri girince olayın boyutu değişiyor. Otobüse biniyorsunuz. O yüzden otobüsü görünce acayip üzüldüm. Safari dediğin 4×4 ile yapılır. Hep öyle arabalarla gezeceğiz, atraksiyon olacak diye heveslenmiştim. İçimde ukde kaldı resmen.

Kavurucu sıcağın altında parkı da gezdikten sonra tekrar şehir merkezine döndük ve gezilmesi gereken yerlere bir göz attık.20140803_125155

Ubud Kralı Puri Saren Agung’ un sarayını görelim dedik ama sarayın sadece bahçesini gezmek nasip oldu. Geri kalan yerler özel mülk olduğu için herkes giremiyormuş 🙁

Ubud kraliyet ailesinin büyük çoğunluğu, evlerini otel ve lokanta olarak değerlendirmiş. O yüzden, Ubud saraylarından birinde yemek yiyebilir, en mütevazı bungalovlarda konaklayabilir ya da sarayların imkanlarından yararlanarak modern lüks odalarda konaklayabilirsiniz. Hatta bazen, saray sakinleriyle tanışma veya aile buluşmalarında onlara katılma şansı yakalayabilirsiniz.

img1489473060828O civardaki sarayların adları; Puri Saren Agung, Puri Saren Kangin, Pura Saren Kauh, Puri Kantor, Puri Kantor Sosrobahu, Puri Kawan, Puri Menara, Puri Saraswati, Puri Anyar, Puri Muwa

Bahsettiğim bu yerlerin büyük çoğunluğu, Ubud’ un en işlek caddesi, Jalan Raya üzerinde yer alıyor. Merkeze ilk defa gündüz gittiğimiz için çok farklı geldi. Gündüzleri sokaklar oldukça kalabalıkmış, meğer.

Bir gece dolaşırken caddenin kenarında bir bahçenin içinde (Puri Saraswati) dans gösterisi vardı. Biz de göz atmak için bahçeye girip birazına bakınmıştık. Müzik o kadar iç gıdıklayıcı ki, dinlemek ve izlemek mümkün değil. Yani benim için öyleydi. Sürekli sabit vuruşlarla çalınan müzik beni hipnotize ediyor sanırım. Çok sıkıcııııı 🙁

Dans şovu izlemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz 🙂

Gece gördüğümüz yer meğerse Starbucks’ ın yanındaki bahçeymiş, Puri Saraswati‘ nin bahçesi. Gece çok başka gündüz çok başka görünüyor şehir.

Merkezdeki yerleri bitirince görülmesi gereken bir tapınak daha olduğunu öğrenip yola düştük.

Tapınağın girişinde yerli kadınlar meyva satıyorlardı. Biz de dayanamayıp muz ve snake fruit dedikleri şeyden aldık. Muzlar minicik ve çok lezzetliydi. Snake fruit denen meyvanın ise kabukları yılan derisi gibi. Sanırım o yüzden o ismi almış. Öyle olmasına rağmen çabucak soyabiliyorsunuz. İçinde sarmısak gibi 3 diş var. Tadı hafiften ananası andırıyor ama çok farklı. Bence tadı muhteşem 🙂dsc02882

Yalnız bu tapınağın adını, gezerken not almayı unutmuşum o yüzden isim veremiyorum. Bu tapınak da diğerleri gibi açık alanda ve kapalı bir mekanı yok. İçinde yüksek bir kule var. Oraya çıkıp etrafı izleyebiliyorsunuz. Manzara çok güzel, göz alabildiğine yeşil alan 🙂

dsc02869Tapınağın girişinde kare bir alan var. İçerisinde horoz dövüşlerini temsilen, horoz dövüşü yapan heykeller var. Belli ki horoz dövüşü dünya genelinde pek bir popüler.

Bu tapınak şimdiye kadar gezdiklerimizin içinde en büyük olanı. Fakat diğerleri gibi bunun da içine girmek yasak. Sadece dışarıdan gezebiliyorsunuz.

Tapınağın içine girip havasını solumadıktan, yapılan bir ayine tanık olmadıktan sonra ne önemi var ki. Asık bir suratla oradan ayrıldıktan sonra rehberimiz bizi açık bir pazara götürdü.

Kocaman bir alanda, mısır çarşısına benzer bir çarşı fakat bina bambu ağaçlarından yapılmış. Aslında bina değil, sadece çatısı var. İçeride onlarca çeşit tropik meyva, kuruyemiş, hediyelik eşya ve giyim eşyaları satılıyor. Fakat burada da çok sıkı pazarlık yapmak zorundasınız. Çok yüksek fiyat söylüyorlar sonra onda birine satın alıyorsunuz. Ben pazarlık konusundan nefret ettiğim için pek bir şey alamadım. Baştan adam gibi fiyatını söyle, alalım. Pazarlık ne yaaa.me2

Bali’ de enteresan bir çeşit yer fıstığı var. Boyları minicik ve tatlı. Muhtemelen şekerli bir şeylerle birlikte kavuruyorlar. Ama tadı inanılmaz güzel. Onu genelde marketlerde vakumlu poşetlerde satıyorlar. Pazardakiler normal yer fıstığıydı. Pazarlık muhabbetine kıl olduğum için markete gidip oradan aldım kuruyemiş.

dsc02874Kuruyemiş demişken; geçen yıl gittiğim bahçıvanlık kursunda, bezelye ve ıspanağın da tadının antep fıstığına benzediğini öğrendim 🙂 Şekerle karıştıktan sonra antep fıstığına niyetine kek, tatlı veya pastalara koyabilirsiniz.

Hakikaten de bezelyeyi şekerli suda haşlayınca tadı çok güzel oluyor. Buradaki marketlerde üzeri hafif beyaz kıtır bezelyeler vardı. Ben o beyaz şeylerin şeker olabileceğini düşünüp bir tane aldım ve büyük bir iştahla yedim. İlk etapta surat bir buruştu çünkü o beyaz şeyler şeker değil, tuzmuş. Hayal kırıklığı. Fakat biraz daha yedikten sonra onun da tadını çok sevdim. Baharatla kavrulmuş mısır gibi ama bu baharatsız ve çok lezzetli.

Grubun yarısı hatun olunca böyle yerlerden ekibi toplamak da zor oluyor tabii. Hepimiz çil yavrusu gibi bir yerlere dağılıyoruz. Rehberimizin en çok şikayetçi olduğu konu buydu. Her seferinde bizi saymak zorunda kalıyordu. Hava kararmaya yakın hiç fire vermeden bizi toplamayı başardı 🙂

Ubud’ u da gezip dolaştıktan sonra Kuta’ ya doğru yola çıktık. Yol üzerindeki resim galerilerine de uğramadan edemedik. Çünkü gruptaki en renkli kişilik bir resim öğretmeniydi. Sayesinde bu güzel resim galerisini de gezmiş olduk.

Şimdiye kadar gezdiğim en güzel sanat galerisi burasıydı diyebilirim.

Ubud’ dan sonra sıra da var Kuta.