Zaragoza, İspanya

Goya’ nın şehri, Zaragoza.

Aragon Özerk Bölgesinin başkenti ve Zaragoza ilinin merkezi. Zaragoza 714 ile 1118 yılları arasında Arap’ ların himayesinde kalmış. O yüzden de şehirde arap mimarisine rastlamak mümkün. En güzel örneği de Aljaferia Sarayı.

DSCN1308Bask bölgesindeki ilk durağımız Zaragoza. Uçak ile Barcelona’ ya gidip bir gece kaldıktan sonra sabah kalkıp Zaragoza’ ya gittik. Barcelona, Zaragoza arası yaklaşık 320 km. Yaklaşık 3,5 saatlik bir yolculuktan sonra Zaragoza’ ya vardık.DSCN1323

Mundaka gezisinde bahsettiğim gibi, biz araba kiralayıp gezmeyi tercih etmiştik. Fakat bunun büyük bir hata olduğunu Barcelona’ dan Zaragoza yolculuk yaparken fark ettik 🙂 Araba kiralamak yerine tren ile seyahat etmek çok mantıklı. Hem ucuz hem de eğlenceli. Bunu Çek Cumhuriyetinde deneyimlemiştim. Neyse 🙂

Zaragoza küçük bir şehir olduğu için oraya günübirlik program yaptık.

Arabayı nehrin diğer tarafına park ettikten sonra Piedra köprüsünden geçip Santa Pilar Bazilika’ sının olduğu eski şehir tarafına geçtik. Veeee, elimizde harita, şehri keşfe çıktık.  Önce biraz Zaragoza’ dan bahsedelim.

Aragon Özerk Bölgesinin başkenti ve Zaragoza ilinin merkezi. Zaragoza 714 ile 1118 yılları arasında Arap’ ların himayesinde kalmış. O yüzden de şehirde arap mimarisine rastlamak mümkün. En güzel örneği de Aljaferia Sarayı.

IMG_2861Romalılar döneminde, Ceaser Augusto, burayı, Kantabriya Savaşını kazanan ordusunun askerlerine mükafat olarak vermiş. Askerler de ona ithafen adını “Ceaseraugusto” koymuşlar. Önceleri Salduba olarak biliniyormuş. Daha sonra şehir Vizigotlar’ ın ardından da Emevi Araplar’ ın eline geçmiş.IMG_2863

714 yılında Berber ve Arap orduları o zamana kadar Caesaraugusta olarak biline yerleşkeyi ellerine geçirince ismini de Sarakuşta olarak değiştirmişler. 1118’de Aragon kıralı, I. Alfonso Savaşçı Zaragoza’yı Murabitler’den alinca bu şehri Aragon Krallığı başkenti yapmış. Şehir hala Aragorn Özerk bölgesi.

Tüm bunlar, şehrinin isminin zamanla nasıl bir deüişime uğradığını gösteriyor. Herhalde söylene söylene Zaragoza olmuş 🙂 Ceaseraugsto, Sarakusta, Zaragoza 🙂

Zaragoza, Ebro Nehri ve onunla birleşen “Huevra Çayı” ve “Gallego Çayı” nın geniş vadisinde ve bu vadinin hemen hemen ortasında kurulmuş bir şehir. Bu vadi arazisi, Los Monegros adı verilen çöl tarzından, yeşil meralara, sık ormanlara ve yüksek tepelere ve dağlara kadar çok değişiklik gösteriyor. Kısacası, ne ararsan var 🙂

Şehre giriş yaptığımız Piedro Köprüsü de şehrin sembollerinden biri. Köprünün giriş ve çıkışlarında bulunan sütunların üzerindeki aslanlar sebebiyle “Bridge of Lions” olarak da bilinen köprü 1401-1440 yılları arasında inşa edilmiş. Günümüze kadar bir çok felaket atlatmış. Selden ve savaşlardan  o da nasibini almış. Fakat her seferinde restore edilip onarılmış.

IMG_2883Köprüden geçtikten sonra Plaza La Seo caddesine çıktık. Zaragoza’ nın tüm gezilecek yerleri neredeyse bu caddede toplanmış. Sırasıyla hepsini gezecektik ki fotoğraf çektiğimizi gören bir teyze yanımızda bitiverdi. Yaklaşık 75 – 80 yaşlarındaki bu teyze bize ısrarla bir şeyler anlatmaya başladı. Ama İspanyolca bilmediğimiz için tek kelimesini anlamadık.IMG_2896

Biz teyzeye İngilizce konuşuyoruz o da bize İspanyolca. Anlaşamıyoruz ama teyze susmak bilmiyor. Hem konuşuyor hem de bizi bir yerlere yürütüyor. Ben baktım böyle olmayacak, teyze peşimizi bırakmıyor. Hemen en yakın açık kapıdan içeri daldım. Arkadaşı da teyze ile birlikte bıraktım. Ama sonra o da teyzenin arkasından sıvışıp yanıma geldi.

Baktık ki kaçarken sığındığımız yer La Lonja imiş.

La Lonja, bundan 450 yıl önce inşa edilmiş ve bir süreliğine  Menkul Kıymetler Borsası olarak kullanılmış. Bu göz alıcı bina, şimdi popüler bir sergi alanı ve  yıl boyunca birçok etkinlik ev sahipliği yapıyor.

Binanın en çok göre çarpan kısımları, taş heykeller, sütunlar ve etkileyici  tonozlu tavan. Bizim ziyaretimiz (zorunlu ziyaret 🙂 ) sırasında fotoğraf sergisi vardı. Eski Zaragoza halkının fotoğrafları. Fakat fotoğraflardan ziyade bina hoşuma gitti benim.

La Lonja’ yı gezdikten sonra kafayı uzatıp, teyze etrafta mı diye baktık. Göremeyince de huzurla caddeye çıktık. La Lonja’ nın hemen ilerisinde San Salvador Katedrali var.

Çok fazla vaktimiz olmadığı için katedrali gezmedik. Çünkü gezi boyunca çok fazla katedral gezdik. Zaragoza’ daki katedral hakkımızı Basılıca del Pilar için kullanmak istedik.

DSCN1345“Catedral del Salvador” yahut “La Seo Katedrali“, 9 yy.’ da Hanas ben Abdallah as San’ ani tarafından Saraqusta al Baida camii olarak inşa edilmiş. Sarakuşta, Zaragoza’ nın araplar dönemimdeki ismi.

Önceleri camii olan bu bina  1118’ de  Alfonso I’ nin istilası sonucu hristiyanların eline geçmiş. I Alfonso, müslümanlara Zaragoza’ yı terketmeleri için bir yıl süre tanımış. Sonrasında da binaya yeni eklemeler yapılarak roman tarzında bir kiliseye dönüştürülmüş. Sonra yıllar için de tekrar tarz değiştirmiş. Bu kocaman katedralde bu dönemlerin izlerini görmek mümkün.DSCN1343

Arap ve Hiristiyan mimarı stilleri karışımından ortaya çıkartılan Aragon tipi yapılara “Müdejar Mimarı Stili”‘ deniyormuş. İspanya’ da gördüğümüz bir çok yapı bu şekilde adlandırılıyor.

Katedralin sağ tarafında Arzobispal Sarayı var. İki katlı olan bu saray 18. yy’ da II Papa John Paul’ u ağarlamış. Pek gösterişli olmayan bu saray Neo – klasik tarzda inşa edilmiş. Buranın da içerisini gezmediğim için yorum yapamıyorum 🙂

Katedralin etrafında dolanarak kendimizi ara sokaklara attık. Yanlız katedral o kadar büyük ki, duvarı git git bitmiyor 🙂

Haritaya tekrar bakıp ara sokaklardan gidip, diğer tarihi binaları görmeye karar verdik. En sonunda daireyi tamamlayıp Basılıca del Pilar’ ı gezeceğiz.

Zaragoza’ nın ara sokaklarında çok şirin kafeler, restaurantlar var. Burada da bolca çikolata ve pasta var 🙂 Bir de öyle minik falan değiller, koca koca kalıp çikolatalar var. Çok güzeeeeellll 🙂

IMG_2918Yanlız bu Bask insanları gelenekleri konusunda çok kuralcı. Adamların siesta alışkanlıkları var. Saat 13:30’ da dükkanları kapatıp kayboluyorlar, ta kii 16:00’ ya kadar. O zamana kadar bir çok mekan kapalı.

O yüzden hediyelik eşya almak için 16:30’ u bekelemek zorunda kaldık. Aslında çok da imrendim onlara. Bence biz de siesta yapmalıyız. Öğle yemeğinden sonra çöken ağırlık başka türlü şifa bulmaz. Hem öğlen uyumak insanları zeki yaparmış 😉DSCN1358

Katedralin oradan kaptırıp İspanya meydanına kadar geldik. Harika kocaman. İnsan zannediyor ki bir dünya yol yürüyeceğim ama ölçek küçük olduğu için aslında hap kadar yerde geziyorsunuz.

İspanya meydanına doğru yürürken şehir tiyatrosuna ve onun yakınlarında ki San Gil Abad Kilisesi’ ne rastladık.

Eski Roman yolu üzerinde bulunan San Gil Abad Kilisesi, Zaragoza’ nın müslüman ellerden kurtulmasının ardından inşaa edilmiş. 14 yy’ da Mujedar mimarisiyle yapılmak üzere restore edilen kilise, 18 yy’ da da Barok tarzına göre restore edilmiş. Epey bir karışık olmuş 🙂

Fakat buralarda da oyalanmadan yolumuza devam ettik. Hedef Aljaferia Sarayı. Saraya doğru ilerlerken çok güzel meydanlardan geçtik ve çok güzel binalar gördük. Binalar şehre çok güzel bir renk katmış.

IMG_2942Hani derler ya, tarih kokuyor. Öyle aslında. Ama bence çikolata kokuyor 🙂

Kilise ve müzelerin önünden geçerek hedefe doğru ilerleme devam ettik.

Bu, İspanya’ da ki ikinci günümüz. İlk gün ailemi arayıp, sağ salim geldiğimizi haber verdim. Fakat sonra tekrar aramadım. Sokaklarda yürürken bir yandan da “yaaa, niye beni kimse aramıyor. Unutuldum” diye triplere giriyorum. Sonra taciz mesajı çekmeye karar verdim ama ne mümkün. SMS gitmiyor. Arayıp konuşayım dedim. Annemi aradım. Kadıncağız demez mi, “evladım, nerelerdesin, ulaşamıyoruz sana”. Ohhh, dedim, beni seviyoooolaaarrr 🙂IMG_2935

Sonra hemen müşteri hizmetleri hizmetlerini ve arkadaşları aradım. Tabii o sırada bir kaç ezilme tehlikesi attım. Dikkat telefonda olunca insan şaşkın tavuk modunda oluyor gezerken. Ama bir yandan da hoşuma giden yerlerin fotoğrafını çekiyorum. Ama kadraj yamuk olmuş tabii. Onu sonradan farkettim 🙂

Telefonu kapattım ki, bir de baktım arenaya gelmişiz. Fakat hayvan severlerin tepkisinden sonra sanırım artık İspanya’ da boğa güreşleri pek de sık yapılmıyor.

O yüzden arena macerası anlatamayacağım. Onun yerine fıkra anlatayım 🙂

Temel bir gün İspanya’ ya gitmiş. arkadaşının tavsiyesi ile bir restuaranta girmiş ve “bana İspanya’ nın en meşhur ve güzel yemeği getirin” demiş. Garsonun getirdiği yemeği, Temel afiyetle yemiş. Sonra da garsona bu yemeğin ne olduğunu sormuş. Garson da “boğanın testisleri” demiş. Temel ilk başta garipsese de tadı oldukça hoşuna gitmiş ve çok memnun kalmış, yemekten. İşleri bitince de, İspanya’ dan ayrılıp Türkiye’ ye dönmüş. Sonra bir gün işleri nedeniyle tekrar İspanya’ ya gitmiş ve yine aynı lokantada yemek istemiş. Gitmiş ve aynı yemeği sipariş etmiş. Afiyetle yemiş yemeğini. Yedikten sonra garsona sormuş, “ya, beyefendi, bu seferki porsiyon biraz küçüktü” demiş. Garson da Temel’ e “eee, her zaman matador kazanacak değil ya” demiş.

Aljaferia Sarayı

Aljaferia Sarayı

Evet, konu hazır yemekten açılmışken devam.

Zaragoza sokaklarında dolaşmak bizi epey yordu, susattı ve acıktırdı. O yüzden yemek molası verdik. Şirin bir sokak içinde bir restaurant bulduk. Fakat buralara pek turist gelmiyor olacak ki, ingilizce menü yok.

Yazılanlardan bir şey anlamayınca, fotoğraflara bakıp sipariş verelim dedik. Bakındık ama yine de pek cazip bir şeyler bulamadık. Sonra da meşhur paellarından yemeğe karar verdik. Siparşi verdik. 40 dakika aç bilaç bekledikten sonra bize zift gibi bir paella geldi. Meğerse siyah paella söylemişiz. Aklıma “Eyvah Eyvah” filmindeki “black risotto” geldi 🙂IMG_2943

Dedim ki; sanırım siyah pirinç bu ama ne yazık ki öyle değilmiş 🙁 Kalamarın mürekkebinden yapılıyormuş. Tuzlu olması dışında tadı hiç fena değildi. Ama ben sadece içindeki deniz böceklerini yedim. Adamlar çıldırmış olmalı, hava 32 derece ve şap gibi tuzlu yemek yapıyorlar.  Yemek sonrası insanın dili damağına yapışıyor 🙁

Yemeğimizi yedikten sonra direk Aljaferia Sarayı’ na gittik.

Aljaferia Sarayı, 8. yy’ ın ikinci yarısında araplar tarafından inşa edilmiş. İlk yaplıdığında halifelerin, alt kadrosunda çalışan kişilerin çalışma yeri olarak kullanılmış.

IMG_2959Hıristiyanlar burayı aldıkdan sonra kendi ihtiyaç alanlarına göre yeniden düzenlemişler.

Devrin Aragon kralı ise burayı askeri bölge olarak kullanmış. Kalede, hapishane ve bazı gizli bölmeler de var.

Fransızlara karşı yapılan savaşta kale olarak kullanılmış. Şu an ise parlamento binası olarak kullanılıyor. Bu nedenle bazı bölümleri rahat kullanım alanı sağlamak için modernize edilmiş.IMG_2966

Biz saraya vardığımızda henüz siesta zamanı bitmemişti. O yüzden bizi içeri almadılar 🙁 Biz de etrafını dolanıp yolumuza devam ettik.

Aljaferia Sarayı’ ndan sonra sıra Basilica del Pilar‘ da. Basilica del Pilar’ a gitmek için Cesar Augusto bulvarında yürümeye başladık.

Cadde üzerinde hem yeni modern hem de eski otantik binalar mevcut. Bunlar çok güzel bir şekilde harmanlanmış sanki.

DSCN1359Yolumuzun üzerindeki gar binasına da göz attıktan sonra yola devam. Haydarpaşa Garı’ nın üzerina gar tanımıyorum. Umarım ona dokunmazlar 🙁

Cesar Augusto bulvarında yürürken karşımıza Roma döneminden kalan sur kalıntıları çıktı.

O kadar yıl sonra şehrin içinde bu kalıntılara rastlamak beni çok şaşırttı. Ne restore edilmişler ne de toparlanıp atılmışlar. İstanbul’ da ki gibi kendi hallerine bırakılmışlar 🙁

Surların hemen yanında San Juan de los Panetes Kilisesi karşıladı bizi.DSCN1363

Üst kısmında, San Juan Bautista figürü ile bir niş olan kilise, 1700′ lü yıllarda, Kudüs’ teki,  St. John Tarikatı’ nın ortaçağ kilisesi olarak kullanılmış. Barok tarzında inşa edilmiş olan kilise, 1935 yılında çıkan yangında yanmış. Eskiye ait bir haç dışında hiç bir şey kurtarılamamış. Kilise sonradan tekrar restore edilmiş.

Kilisenin hemen yanındaki sekizgen kule de, 16 yy.’ da Mujedar tarzında inşaa edilmiş. Dışardan bakınca kulede bir gariplik var. Yamuk duruyor. Acaba bize mi öyle geliyor dedik ama harbiden yamukmuş 🙂 Kule, Basilica del Pilar’ a doğru hafif bir eğime sahip. Pisa kulesi gibi 🙂

IMG_2989Çok fazla vaktimiz olmadığı için içini gezmedik. Zaten eskiye dair pek de bir şey kalmamış, yangın yüzünden.

Biz de kilisesinin önünden geçip, (Basilica de Nuestra Senora de El Pilar) Basilica del Pilar’ a doğru devam ettik.

Nihayet Basilica del Pilar’ a vardık. Ama o kadar sıcak ki hava, insan baygınlık geçirecek gibi oluyor. Kiliseye girmeden önce dondurma yemek insanı serinletir düşüncesiyle, dondurma molası verdik.

Burada ki dondurmalar da gerçekten çok başarılı. Çeşit çeşit dondurma, hepsi birbirinden güzel. Yazarken bile insanın canı çekiyor 🙂IMG_2990

Sarayın önündeki havuza ayaklarımı da sokup, serinledikten sonra kiliseye girdik 🙂

Kiliseye girer girmez insanın nutku tutuluyor. İnanılmaz ihtişamlı. Daha önce böyle büyüleyici bir yer görmemiştim.

Muhtemelen o yıllarda insanların işi gücü yokmuş, böyle süslemelere vakit harcıyorlarmış. Öyle bir işçilik var ki kilisede, akıl almıyor. Ağzım açık, hayranlıkla gezdim kiliseyi.

Santa Pilar manastırı (Basilica), bütün İspanya’da en saygın dini anıtlardan biri. Ebro Nehrinin yayında yükselen bazilikanın dış cephesi parlak kubbeleri ve minareleriyle bir Osmanlı camiini andırıyor.

İçerdeki, küçük kubbeler ve freskler yerel efsane, Goya tarafından resmedilmiş. O kadar güzel yapılmışlar ki, büyüleniyorsunuz. Hayretler içinde gezdim kilisenin içini.

Ama asıl görsel şölen, Damian Forment’ in devasa altarın arkasındaki su mermeri perdesi.

IMG_2994Kutsal Bakire Meryem’ in, kiliseye adını veren antik sütunun üstünde, Havari Aziz Yakup’ a göründüğü söyleniyor. İbadet için gelenler, sergilenen minik, pirinç kenarlı bölümü öpmek için kuyruğa giriyor.IMG_2993

İçeride fotoğraf çekmek yasak ama ben flaş patlatmadan bir kaç tane çektim. Böyle güzelliklerin fotoğraflanmaması çok sinir bozucu bence 🙁

Pilar kilisesini de gezip bitirdikten sonra Bask Bölgesinin diğer güzelliklerini görmek için yola koyulmaya karar verdik. Çıkarken bir kez daha büyülü güzelliğini izledim dışardan. İnsanların mimari eserlerine sahip çıkmaları ne kadar güzel 🙂

Yazının başında da dediğim gibi, Goya’ nın şehri.

İspanyol saltanatının, saray ressamı olarak çalışan, Goya’ nın eserlerine tüm İspanya’ da rastlanıyor. Zaragoza’ da bu ressamın hakkını verip, heykellerini dikmeyi ihmal etmemiş.

Goya demişken aklıma bir de film geldi; Goya’ nın Hayaletleri (Goya’ s Ghosts). Filmde Javier Bardem ve Natalie Portman oynuyor. İzlemenizi tavsiye ederim.

Film deyince de engizisyon Mahkemeleri geldi aklıma. Zaragoza’ nın bu anlamda da unutulmaz bir yeri var.

İspanya Engezisyonu döneminde, Zaragoza, çok gizemli iki ölüme sahne olmuş. Bunlardan biri, Dominquite del Val adlı Bazilika korosunda şarkı söyleyen bir genç çocuk. Diğeri de Pedro de Arbues adlı bir engezisyon sistemi görevlisiymiş. Özellikle bu ismi taşıyan bir genç çocuğun nasıl ve kim tarafından öldürüldüğü ve hatta böyle bir kişinin yaşayıp yaşamadığı hala tartışılmaktaymış. Fakat bu iki kişinin kıskanç bir yahudi tarafından öldürüldüğü rivayetleri koyu Katolikler arasında epey dolaşmış.

IMG_2985Bu rivayetler zamanla, yüzyıllardır şehirde yaşamış olan Yahudilere saldırma fırsatı vermiş. Bütün Yahudileri, genç hıristiyan çocukların düşmanı olmakla itham ederek, şehirdeki tüm Yahudilere (yüzyillar sonra “pogrom” olarak adlandıracak) antisemitik saldırılar başlamış. Pek çok Yahudi öldürülmüş ve çok sayıda Yahudi Zaragoza’ dan kaçmış. Kalanlar da din değiştirip Katolik olmaya zorlanmış. Böylece Zaragoza’ da “Yahudi Sorunu” güya çözülmüş.

İşte böyleee…

Sırada var, Bilbao. Bilbao gezisi için buraya tıklayabilirsiniz.